Google

29/11/2007

EN HAYIRLI İBADET

 

            Numan Bin Beşir (r.a) Ben Cuma günü Resulullah(s.a.v)’in minberinin yanında otururken bir adam :

            “Ben hacılara su dağıtmaktan başka faziletli bir amel bilmiyorum.” dedi. Başka bir adam da:

            “Ben de Mescid-i Haram’ı tamir etmekten başka hayırlı bir amel bilmiyorum.” dedi. Bir başka adam : “Allah yolunda cihad etmek her ikisinin söylediğinden efdaldir.” dedi. Bunun  üzerine Hz. Ömer (r.a) onlara çıkıştı:

            “Resulullah’ın minberinin yanında yüksek sesle konuşmayın. Namazı kıldıktan sonra ihtilaf ettiğinizin hangisinin efdal olduğunu soracağım.” Dedi.

            Resul-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, mescide girince şu ayet nazil oldu.(Mealen)

            “Siz hacılara su dağıtma işi ile Mescid-i Haram’ın imarını Allah’a ve ahiret gününe iman edip Allah yolunda cihad eden kimsenin ameli gibi mi tuttunuz? Bunlar,  Allah katında bir olmaz. Allah, haddini aşanlara hidayet vermez.” (Tevbe Suresi, ayet 19)

25/11/2007

OSMANLIYI ANLAYABİLMEK

 

 

 

 

Osmanlıyı yücelten değerler elbette İslam'i değerlerdir. Osmanlının asırlar boyu ayakta kalmasını, gittiği her yere adaleti, barışı, huzuru götürmesi, insanlara, inançlara saygıyı ön plana çıkarması elbette İslam'ın özünde var olan değerlerdir... Osmanlı toplumunun hamurunun mayasında İslam vardır. Yerli, yabancı, seven veya sevmeyen, dost veya düşman herkesin Osmanlı denilen bu realiteyi böyle kabul etmesi gerekir...
Osmanlı İslam Devleti; 'çoğulculuğu esas alan, kavimleri, dinleri ve dilleri farklı olan insanların asırlarca bir arada yaşamalarına vesile olmuş' bir devlettir. Osmanlıyı yönetenler ve yönetilenler İslam'ın bu değerlerine bağlı kaldıkları oranda yükselmişler, bağlı kaldıkları nispette yücelmişler, bağlı kaldıkları oranda dünya siyasetine hakim olmuş, dünya devletleri ve milletleri nezdinde söz sahibi olmuşlardır.
Osmanlıyı asırlarca ayakta tutan ideal; "İlay-ı Kelimetüllah" inancı ve hikmete dayanan "Nizam-ı Alem" idealidir.

OSMANLIYI ANLAYABİLMEK
Osmanlıyı yücelten değerler elbette İslam'i değerlerdir. Osmanlının asırlar boyu ayakta kalmasını, gittiği her yere adaleti, barışı, huzuru götürmesi, insanlara, inançlara saygıyı ön plana çıkarması elbette İslam'ın özünde var olan değerlerdir...
Osmanlı toplumunun hamurunun mayasında İslam vardır. Yerli, yabancı, seven veya sevmeyen, dost veya düşman herkesin Osmanlı denilen bu realiteyi böyle kabul etmesi gerekir... Osmanlı İslam Devleti; 'çoğulculuğu esas alan, kavimleri, dinleri ve dilleri farklı olan insanların asırlarca bir arada yaşamalarına vesile olmuş' bir devlettir.
Osmanlıyı yönetenler ve yönetilenler İslam'ın bu değerlerine bağlı kaldıkları oranda yükselmişler, bağlı kaldıkları nispette yücelmişler, bağlı kaldıkları oranda dünya siyasetine hakim olmuş, dünya devletleri ve milletleri nezdinde söz sahibi olmuşlardır.
Osmanlıyı asırlarca ayakta tutan ideal; "İlay-ı Kelimetüllah" inancı ve hikmete dayanan "Nizam-ı Alem" idealidir. Osmanlı devlet siyâsetinin en önemli unsurları bu unsurlardır. Müslümanlar, bunlara paralel olarak İslam'dan uzaklaştıkları oranda da gerilemeğe, başarısız kalmaya, mağlup olmaya mahkum olmuşlardır. Biz kısada olsa, bu yazımızda bu değerleri hatırlatıp birazcık olsun bu değerler üzerinde durmak istiyoruz.
Hepinizin malumu Osmanlı toplumu, gayr-i İslami unsurları da beraberinde barındırmış İslam'i bir toplumdur. Osmanlıyı anlayabilmek için, Osmanlının sahip olduğu inanç sistemini anlamak, kavramak lazımdır. Sadece anlayıp kavramakla da olmaz, bu inancı yaşamak, ruhunun derinliklerinde hissettirmek, kendisini bu inanç uğruna feda etmeğe her zaman hazır hale getirmek lazımdır.
Osmanlının, toplum hayatına hakim kıldığı inanç sistemini, yaşadığı dünya görüşünü temelden kavramak lazımdır. Yani İslam'ı benimsemiş, özümsemiş yaşadığı hayata İslam'ı hakim kılmış bir toplumdur, Osmanlı toplumu. Dolayısıyla ülke sınırları içerisinde mevcut olan gayr-i İslami unsurların kendi hukuklarına da yaşama hakkı veren fakat, hayata hükmeden hukukunun İslam hukuku olduğunu unutmamak lazımdır...
Temeli İslam ve iman kardeşliği esasına dayanan bu toplum fertleri arasına kin ve nefret tohumları ekilememiştir. Elbette böyle bir toplumda, fitne, fesat ve bozguncu düşüncelerin neşv-ü nema bulması imkansız hale gelmiştir.
İşte Osmanlının cephelerde yenilememesinin temelinde bu kardeşlik ruhunu görmekteyiz. Bu hakikati bir çok batılı seyyah kaleme aldıkları eserlerinde dile getirmişlerdir. Şimdi size halkımızın dilinde meşhurlaşarak dolaşan Osmanlının kurucusu Osman Gazinin İslam'a ve O'nun son kitabı olan Kur'an'a karşı saygısını anlatan bir olayı hatırlatmak istiyorum... Belki bu olay, sadece zayıf bir rivayetten ibaret bir olay olmuş olabilir! Fakat biz, halkımızın bu olayı ne kadar hoş bir olay olarak benimseyip, kabullendiklerini ve kendilerini yöneten yöneticilerden İslam'ın kitabı Kur'an'a bu şekilde saygılı olmalarını beklediklerini müşahede etmekteyiz. Onun için biz Osman Gazi'nin, Kur'an'a ta'zim olayını kısaca bir-iki cümle ile sizlere akatarmak istiyoruz.
Osman Gazi bir gün bağlı olduğu üstadı Şeyh Edebali'yi ziyarete gider... Aralarında geçen uzunca konuşmalardan sonra, Osman Gazi'ye yatması için bir oda gösterilir... Osman Gazi, elbiselerini çıkarmış tam da yatmak üzere iken duvarda asılı olan Kur'an'ı görür ve Kur'an'a saygısından yatağa girip yatmaz. Sabaha kadar bekler...
Sabah namazına seslerler, oysa Osman Gazi henüz yatmamış ve uyumamıştır. Namazlar kılındıktan sonra yatağını toplamaya giden kimse yatakta hiç yatılmadığını görür. Durumu Şeyh Edebali'ye haber verir. Şeyh Edebali'de durumu Osman Gazi'den sorar.. Osman Gazi'de meseleyi olduğu gibi anlatır... Osman Gazi'nin yatağı beğenmeme gibi kötü bir niyetinin olmadığını, yatmama sebebinin duvarda asılı olan Kur'an'a ta'zim olduğunu dile getirir! Bundan sonra bu konudaki rivayet uzayıp gider.....
Şimdi Osmanlı gibi bir devletin kurucusu olan bu zatın Kur'an'a karşı duyduğu saygıya bakıp biraz düşünmemiz gerekir. Yönetimi elinde bulunduran Ümeranın yönettiği halkın inanç değerlerine ne kadar bağlı olduğu ortaya çıkmaktadır. İşte Osmanlıyı ele alıp incelerken, üzerinde araştırma yaparken bu hususları asla göz ardı etmeden araştırma yapmalıdır. Osmanlıyı yücelten İslam'dır. İslam'ı kıtalara taşıyan ise Osmanlılardır. Asırlar boyu huzurun, barışın, kardeşliğin bir arada yaşadığı ülke Osmanlı ülkesi olmuştur... Osmanlı Devletinde toplumu oluşturan yani, ümmeti meydana getiren, toplum içinde birçok etnik unsur mevcuttur (Türk-Kürt-Laz-Çerkez-Arnavut-Boşnak vb.), bu toplum çoğulculuğu esas alan ümmet topluluğudur, bu topluluğa, renklilik açısından mozaik bir toplum da diyebiliriz. Ancak bu çoğulcu yapı hiçbir zaman Ümmet bilincini tehdit etmemiş, "Millet Sistemi"nden taviz vermemiştir. Çünkü onlar, "Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz." [Hucurat:10] hükmüne yürekten inanmışlardı. İslam toplumunda farklı etnik (ırk) yapıyı oluşturan kardeşler : "Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstününüz O'ndan en çok korkanınızdır." [Hucurat:13] düsturunu iman ilkesi haline getirmişlerdi.
Bu temel esaslar üzerine kurulmuş olan bir toplumda, toplumu oluşturan fertler arasında bir ırkın diğer bir ırka üstünlüğü gündeme gelmemişti, gelemezdi. Çünkü Osmanlı İslam Devleti, ümmet olma şuurunun bilincinde idi.
Ne zaman ki, batıda sanayi devrimiyle birlikte hortlatılmış olan aydınlanma felsefesi ve bu felsefenin tabii sonucu her ulusa bir devlet fikri doğdu, (ulus devlet-ırk devleti-ırkçılık hareketleri) emperyalist güçler, içimizdeki gözü ve gönlü kör olan insanlar eliyle ve maalesef batıda eğitim gören batıcı genç Türkçülerin maşa olarak kullanılmasıyla ve daha başka unsurlar vasıtasıyla bu yıkıcı İslam dışı fikirler Osmanlı toplumu içinde kabul görmeye başladı, işte o zaman Osmanlı Devleti içindeki unsurlar bu yıkıcı ve zararlı akımlardan menfi yönde etkilenerek ırkçılık (milliyetçilik - ulusçuluk - ulus devlet kavramları) hareketleri, körüklenmeğe, alevlendirilmeğe İslam dünyasını tehdit etmeğe başladı.
Sonuç? Sonuç ortada, ne Osmanlı kaldı, nede ümmet kaldı! Günümüzde müslümanlar üzerinde oynanan oyunlar hala aynı oyunlardır, bu oyunlar ve tuzaklar hala devam etmektedir. Müslümanların bu oyunlara, tuzaklara gelmemesi gerekmektedir.
Osmanlının ve Osman Gazi'nin İslam'a, olan tutkusunu, iştiyakını görmek için oğlu Orhan Gazi'ye bıraktığı vasiyetine şöyle bir bakalım... "Osman Gazi'nin, bütün Osmanlı sultanlarının bir anayasa olarak kabul ettikleri ve uyguladıkları, vasiyetnamesinin özü şu şekildedir: "Allahü Teâlânın emirlerine muhalif bir iş eylemeyesin! Bilmediğini âlimlerden sorup anlayasın. İyice bilmeyince bir işe başlamayasın! Sana itâat edenleri hoş tutasın! Askerine in'âmı, ihsânı eksik etmeyesin ki, insan ihsânın kulcağızıdır. Zâlim olma! Âlemi adaletle şenlendir ve Allah için çalışmayı terk etmeyerek beni şâd et. Nerede bir ilim ehli duyarsan, ona rağbet, ikbâl ve hilm (yumuşaklık) göster! Askerine ve malına gurur getirip, ilim ehlinden uzaklaşma. Bizim mesleğimiz Allah yoludur ve maksadımız, Allah'ın dînini yaymaktır. Yoksa, gavga ve cihangirlik dâvâsı değildir. Sana da bunlar yaraşır. Dâima herkese ihsânda bulun! Memleket işlerini noksansız gör. Oğullarıma ve bütün dostlarıma birinci vasiyetim Şudur ki; her zaman gazaya devam ederek, Din-i Celil-i İslâm'ın yüceliğini yaşatınız. Cihadın kemâline ererek, sancağı şerifi hep yüksekte tutunuz. Her zaman İslâm'a hizmet ediniz. Zira Cenâb-ı Hak benim gibi zayıf bir kulunu ülkeler fethetmek için memur etti. Gaza ve cihadlarınızla Kelime-i Tevhid'i çok uzaklara götürünüz. Hanedanımdan her kim, hak yoldan ve adaletten saparsa mahşer gününde, Rasülü Azam'ın şefâatinden mahrum kalsın. Oğlum! Dünyaya gelen hiç bir insan yoktur ki, ölüme boyun eğmesin. Bana da, Hz.Allah'ın emri ile şimdi ölüm yaklaştı. Bu devleti sana emanet ediyorum. Seni de Mevlâ'ya emanet ettim."

Evet İşte Osman Gazi'nin ve Osmanlının hedefi ve gayesi budur! Osmanlı asırlarca bu gaye uğruna, Kur'an düşmanları ile savaştı. Kur'an düşmanlarının saflarında, ırkları, dilleri farklı Haçlı orduları vardı. Haçlı ordularının içinde çok farklı milletlere ve ırklara mensup insanlar vardı. Osmanlı toplumunda da çok farklı ırk, nesep ve lisanlara sahip insanlar vardı. Fakat Osmanlıyı Emperyalist haçlılardan ayıran, en önemli faktör, Osmanlının imanı, emperyalist batının küfrü idi. Osmanlı ile Haçlı batı arasında meydana gelen her çarpışmadan, Osmanlı zaferlerle çıkmıştı. Bu durum yüzlerce yıl böyle devam etmişti. Her defasında kayaya çarparak hezimete uğrayan Emperyalist haçlılar nihayet, cephelerde savaşarak bu işi başaramayacaklarını anlamış olacaklar ki, yıllar sonra hep şu sorunun cevabını aramaya koyuldular : "Osmanlıları niçin cephelerde mağlup edemiyoruz?"
Sonunda bu sorunun cevabını İngilizler buldular. Osmanlının son yıllarında Haçlılar, İngilizlerin önderliğinde ve İngiliz parlamentosunda, Osmanlıyı ortadan kaldırmak için neler yapabiliriz? fikirleri üzerinde bir sürü tartışmalar yaparlar, en dikkat çeken ve hararetle dile getirilen görüş devrin İngiliz başvekili Çörçil'in ileri sürdüğü görüştür. Çörçil, konuşmasına başlamadan evvel masasının üzerine koyduğu kitabı alarak, orada bulunanlara şöyle seslendi: –Şu elimde gördüğünüz kitap nedir biliyor musunuz? –Bu kitap, Osmanlının iman ederek bağrına bastığı ve yüzerce yıldır bununla bizi mağlup ettiği kutsal kitap Kur'an'dır. Hepimiz de gördük ki, Osmanlı Kur'an'a bağlı kaldığı ve onun hükümleri ile amel ettiği müddetçe bizim onlara karşı üstün gelmemiz imkânsızdır."
Osmanlıyı içten yıkmak, çökertmek için gizli planlar hazırlayıp devreye soktular. Emperyalist batı, İslam memleketlerine önce kendi adetlerini, gelenek ve kültürlerini soktular, eğitimde, tamamen batının sapık fikirlerine Osmanlı kapılarını açtılar. İnsanın Allah (cc) tarafından yaratıldığı "yaratılış" inancını reddederek, insanın atasının maymun olduğu hurafesini ortaya attılar. Bu batıl, din dışı teoriyi uyduran yahudi asıllı bir adamının fikirlerini okullardaki ders kitaplarına sokup müslümanların çocuklarına ders olarak okuttular. Bu hazin durumda bize, Çörçil'in teklif ve direktiflerinin hedefine vardığını göstermiştir.
Gün geldi, devran döndü, Kur'an, müminlerin elinden alındı. İmam-ı Azam (cc)'ın hafız olduğu yaşlardaki müslüman çocuklara, hatta daha üst yaştaki çocuklara İslam dininin kitabı olan Kur'an, öğretilmez oldu. Bu çağlardaki çocukların Kur'an'ı öğrenmeleri, okumaları yasaklanır oldu. Bu arada bir garip husus daha oldu!.. Ceddimiz Osman Gazi kitabımız Kur'an'a ne kadar ta'zim de bulunmuşsa, ecnebi bir akım, köksüz ve öksüz bir fikir akımı da Kur'an'a ta'zimi yıkmak için abdestsiz olanların Kur'an-ı Kerim'i ellerine alıp okuyabileceklerini iddia ve ihdas eyledi! Kur'an'a saygıyı azaltmak, Kur'an-ı normal bir kitapmış gibi göstermek isteyen bu zihniyette, olsa olsa yukarıda dile getirmeğe çalıştığımız Kur'an düşmanı Çörçil zihniyetinin planladığı hedeflerden birisi olabilirdi.
"Osmanlı Gençliği" ruhunu canlandırmak isteyen ve tekrar "Osmanlı Gençliği"ni harekete geçirmek isteyen genç kardeşlerimizden hassaten istirhamımız ve beklentilerimiz, İslam'ı içten yıkmak isteyen Çörçiller'in oyunlarına gelmeden, kurdukları tuzaklara düşmeden ecdadımızın bıraktığı mirasa sahip çıkalım, İslam'ı en güzel şekilde yaşamaya çalışalım. İslam'ın dostları ile İslam'ın düşmanlarını tanıyalım, kaş yaparken göz çıkarmaya kalkışmayalım. İslam'a, O'nun peygamberine, getirdiği Kur'an'a ve O'nun yolunda giden ûlemaya (Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat itikadına bağlı ûlema) hürmette kusur etmeyelim.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Şayet Osmanlı gençliği olmak istiyorsak, Osmanlı ruhunu harekete geçirmek istiyorsak, tekrar Kur'an'a dönmeliyiz, tekrar Kur'an–ı ele almalıyız, ele alırkende abdestle ele almalıyız, başka çaremiz yoktur. Kur'an'nın emrederek yapın dediklerini yapmaya, yapmayın dediklerini yapmamaya, uzak durmaya gayret edelim. Kendimizi Kur'anın bekçileri yapalım. İyice bilelim ki, huzurumuz, kurtuluşumuz Kur'an'dadır... Osmanlı olmak için köke, öze dönmek lazım, özünden ve kökünden koparılan bir millet asla iflah olmaz, zaten olamıyor da! Osmanlıda olduğu gibi ne zaman millet olarak Kur'an ile amel etmeye başladık, işte o zaman ilimde, bilimde, fende, cihadda başarılar ve zaferler elde etmeğe başladık. Ne zaman Kur'an'dan uzaklaştık, uzaklaştırıldık, işte o zaman özümüzü, kökümüzü, benliğimizi, kendimizi yitirdik, bitirdik, zilletleri kapımızda bekçi bitirdik. Maalesef emperyalist haçlıların oyuncağı, maskarası olduk! Bu dilek ve temennilerle "Osmanlı Gençliği Dergisi" çalışanlarını ve bu dergiyi çıkarmada önayak olan diğer kardeşlerimizi tebrik ediyorum, çalışmalarının hayırlara vesile olmasını Rabbimden temenni ediyorum... Bu vesile ile hepinizi Allahü Teala (cc)'ya emanet ediyorum..
Araştırmacı-yazar Nizameddin DEMİR

25/11/2007

Alman Prof. Naumark‘ın İtirafları:

 

 

“İstanbul Üniversitesi'nde öğretim üyesi Alman asıllı Prof. Naumark ile bir kısım talebesi

Boğaziçinde geziye çıkarlar.

 Talebelerden biri Prof. Naumark'a su soruyu sorar:

 

- Avrupa bizi neden sevmez hocam?

Prof. Naumark su cevabı verir:

- Çok samimi olarak itiraf edeyim ki , Avrupalı Türkleri sevmez ve sevmesi de mümkün değildir. Asırlardır kilisenin Türk ve İslam düşmanlığı Hıristiyanlar‘ın hücrelerine sinmiştir.  Sebeplerine gelince:

 

1)Müslüman olduğunuz için sevmez. Ama faraza laik şöyle dursun, Hıristiyan olsanız da

size düşman olarak bakmaya devam eder.

 

2) Sizler farkında değilsiniz ama, onlar şu gerçeğin farkındadırlar: Tarihten Türk  çıkarılırsa tarih kalmaz. Osmanlı arşivi tam olarak ortaya çıkarsa, bugünkü tarihlerin yeniden yazılması gerekir.

 

3) Avrupa'nın pazarı idiniz. Şimdi Avrupa'yı pazar yapmaya başladınız.

 

4) En az 400 yıl Avrupa'da sırtımızda ve ensemizde at koşturdunuz.

 

5) Selçuklular Anadolu'yu, Osmanlılar ise orta Avrupa ve Balkanları Haçlı ordusuna

mezar ettiler.

 

6) Sizi silah ile yenemeyenler,  sizleri kendilerine benzeterek hakimiyet sağladılar. Önce ahlaki değerlerinizi yıpratmaya başladılar. Giyiminizden yaşantınıza kadar... Sonra kendi içinizde sizi bölmeye               başladılar. A-B-C-D gibi...

 

7) Selçuklu ve bilhassa Osmanlı, İslamiyet uğruna her şeyini feda etmeseydiler, İslamiyet bugün belki sadece Hicaz'da varlığını devam ettirirdi. Kaldı ki Vehhabiliği kuranlar da, İngiliz Dominyon Bakanlığı'nın adamlarıdır. Batı her yerde İslamiyet'i, sapık  inançlara kanalize etti.

Ama Osmanlı, Asr-ı Saadet'i devam ettirdi.

 

8) Kilise size kin kusmaktadır. Ve sebepleri yukarıdadır.

 

9) Ben Türkiye'ye geldiğimde 2 üniversiteniz vardı, şimdi 19 üniversite var. (O tarihte öyle idi şimdi ise çok daha fazla.) Osmanlı zamanında ise her yerde bir medrese vardı, tarihinize bakın her medresede bilim eğitimi vardı. İlk  denizaltını Osmanlının yaptığını çoğunuz bilmiyorsunuzdur belki de ama Avrupa bunu biliyor..

 

10) Sizler, gerçek hüviyetinize döndüğünüz an Avrupa'nın refahı ve medeniyeti yıkılır.Ama sizde bunun olması bu şartlarda çok zor.

 

11) Yine sizler,  Avrupa'nın tarihi düşmanısınız ve daima düşman olarak  kalacaksınız

 

Evet, almasını bilene ders ve ibretlerle dolu bir itirafname...

GÜNÜN HADİS-İ ŞERİFİ

 

Arkadaşlarım

Tavsiye Siteler

Blogcu ile yapıldı
www.ihya.org
Popüler Siteler PageRank
www.ihya.org
islami Siteler islamiHit.com Toplist100