Google

22/1/2009

İMANI İSLAH EDEN HALLER

 

            Allahü Teala hazretleri buyurdu:

 

            -“Ve muhakkak ki kullarımdan bazıları vardır; onun imanını ancak zenginlik ıslah eder. Eğer onu fakir kılarsam; elbette onu bozmuş olurum.

            Ve kullarımdan bazıları vardır. Onun imanını ancak fakr-u zaruret ıslah eder. Eğer onu zengin kılmış olsam; elbette bunu bozmuş olurum.

            Ve kullarımdan bazıları vardır. O kimsenin imanını ancak sıhhat ıslah eder. Eğer onu hasta edersem; hastalık onu bozar.

            Kullarımdan bazıları vardır ki, bunların imanlarını ancak hastalık ıslah eder. Eğer ona sıhhat verirsem; bu sıhhat onu bozar.

            Ben kullarımın işlerini ilmimle tedbir ettim.

            Ve ben kullarımın kalblerini de biliyor ve haberdarım…”

Bu Hadis-i Kudsi’yi Enes(r.a) hazretleri rivayet etti. “Bahru’l Ulum” da olduğu gibi.

 

                                                                       Kaynak: Ruhu’l Beyan Tefsiri Cilt 15 Sh.267

18/11/2008

SALAVAT-I ŞERİFE GETİRMENİN FAYDALARI

                                                          

            Hz. Peygamber Efendimiz(s.a.v.) buyurdular ki:

            Bir gün bana Cenab-ı Hakk’ın dört büyük meleği Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail(aleyhimüsselam) geldiler.

            Cebrail (a.s) bana dedi ki: “Ya Rasulallah! Senin ümmetinden bir kimse sana günde on defa salavat okursa yarın kıyamet gününde ben onun elinden tutar, sıratı kuşlar gibi geçiririm.”

            Mikail (a.s) de dedi ki: “Ben o kula senin Kevser havuzundan kana kana içiririm.”

            İsrafil (a.s) de dedi ki: “Ya Rasulallah! O kulun affı için başımı secdeye koyarım, Allahü Teala onu affetmedikçe başımı secdeden kaldırmam.”

            Azrail (a.s) de dedi ki: “Ya Rasulallah! Sana günde on defa salavat edenin ruhunu Peygamberlerin ruhunu kabz eder gibi kabzederim.” dediler.

            Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Bu ne büyük lütuf ya Rabbi! Bu ne büyük ihsan Allah’ım!” buyurdular.

            Salavat-ı şerife getirmenin diğer faziletlerinden:

  1. Salavat, Allahü Teala’nın(mealen) “Allah ve melekleri Peygamber’e hep salat ederler. Ey iman edenler! Siz de ona çokça salat edin ve tam bir teslimiyetle selam verin” (Ahzab suresi, ayet 56) emrine itaattir.
  2. Salavat, günahların affedilmesine vesiledir.
  3. Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) yakın olmanın en güzel ve en kolay yoludur.
  4. Rasulullah (s.a.v), kendisine salat okuyana mukabelede bulunur.
  5. Her salat getirenin ismi Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) arz edilir.
  6. Salat-ü selam okuyan kimse, Allahü Teala ve Rasulü’nün muhabbetini diğer muhabbetlere  tercih etmiş olduğu için, onun ahlakıyla ahlaklanır.
  7. Allahü Teala’nın rahmetinin inmesine vesiledir.
  8. Salavat, unutulan şeyin hatırlanmasına sebep olur.
  9. Salavat duaların kabulüne vesiledir.
  10. Salavat, kıyametin o zor gününde arşın gölgesinde gölgelenmeye vesiledir.

18/7/2008

PEYGAMBERİMİZ(S.A.V) VE SÜNNET-İ SENİYYE

             Mahlukatın en şereflisi olan insanoğlunun yaratılış gayesi; Allah’ü Zül celali tanıyıp, ona kulluk etmektir. Rabbimiz kullarına olan engin merhametinden, onları yarattıktan sonra başı boş bırakmamış kendilerini Hakka davet eden Peygamberler gönderip onlara uymayı da bize emretmiştir.

 

            Peygamberlerin Hatemi (sonuncusu) olan Efendimiz(S.A.V) de, bizler için hükmü kıyamete kadar baki olan en son ve mükemmel dini ve hayat nizamını getirip tebliğ etmiştir. Ne mutlu bizlere ki Rabbimiz bizleri, O Rasül-ü Kibriya’ya Ümmet kılmıştır. Bu çok büyük bir nimet ve saadettir. Bizlere düşen, O’nun kıymetini bilerek layık olmaya çalışmaktır. Kıymeti bilinmeyen nimetin elden gitmesi mümkün olduğu gibi hesabını vermekte çok zordur.

 

            Rabbimiz bir Ayet-i Kerimesinde şöyle buyuruyor:

            “Habib'im sen; o benim kullarıma deki: Eğer siz Allah-ı seviyorsanız, (ki Allah-ı sevdiğinizi söylüyorsanız, Allah-ı sevmeyi istiyorsanız) bana tabi olun ki: Allah da sizi sevsin, günahlarınızı mağfiret etsin. Cenabı Allah ziyadesi ile mağfiret edici ve merhamet edicidir”. Al-i İmran Suresi, 31

 

                Bu Ayet-i Kerimede Rabbimiz ehli iman ve ehli itaat olan kullarına şöyle hitap etmektedir. Ey bana inanan, bana itaat eden, beni sevmek isteyen kullarım, sizler kalbinizde ilaha aşkın muhabbetin kaynamasını ve Allah’ın da sizleri sevmesini istiyorsanız, o halde yapacağınız şey açıktır, benim Habibime tabi olmaktır.

 

            Bu tebaıyyet, bağlılık ne kadar ileri derecede olursa Allah’ın o kişiye sevgisi ve muhabbeti de o kadar ileri derecede olacaktır. Bu durumda her halimizde, yaşantımızda, işimizde, gücümüzde, ibadetimizde ve İctima-i hayatımızda dikkat edeceğimiz en mühim husus Şer-i Şerife ve Sünnet-i Seniyyeye uygunluktur.

           

            İmamı Rabbani Hz.nin buyurduğu gibi; “Mahbub-u Rabbul alemin olan Rasulullah’a tabi olmakla insan mahbubiyet(yani Allah’ın sevdiği kul olma) mertebesine ulaşır, muhabbet rütbesine nail olur. Akıllı insan zahiren ve batınen tam gücü ile Hayrül Beşer(S.A.V)’e tabi olmaya gayret etmelidir. Vuslat yolu budur”. Mektubat C.1 41.Mektup

 

            Hal böyle olunca hepimiz için yaşantımızın her safhasında, bütün işlerimizde, programlarımızda, günlük yaşantımızda, içtimai münasebetlerimizde, aile içinde ve dışındaki işlerimizde, giyim  kuşamlarımızda, hulasa maddi ve manevi her şeyimizde  Efendimiz(S.A.V)’in Sünnet-i Seniyyesine sımsıkı bağlanmak mecburiyetindeyiz. Zaman zaman şartlar başka türlü zorlasa da, insanlar farklı şeyler söyleseler de bizim için Şer-i Şerife ve Sünneti Seniyyeye tabi olmaktan daha büyük ve daha mühim bir hedef olmamalıdır. Bu ne kadar zor olursa ecir ve sevabı da o kadar çok olacaktır. Çünkü Efendimizin de buyurduğu gibi:

            “Kim ki Ümmetimin fesada uğradığı(bozulduğu) bir devirde benim sünnetime(yoluma)  sımsıkı sarılırsa; o kişi için yüz şehit sevabı vardır”.

 

            İslam’ın yüce prensiplerine bağlanarak cemiyetimizin terakki ettiği parlak devirlerden bir misal:

            Osmanlı sultanı Kanuni, bir Macaristan seferi ordusu ile giderken, askerler güzergah üzerindeki bir bağın bazı bölümlerini yanlışlıkla ezerler. Ordu konakladığından bağı ezilen yaşlı kadın Sultanın huzuruna çıkar ve bağının ezilen yerlerinin ödenmesini ister. Kanuni, onu denemek için “Nine kimi kime, şikayet ediyorsun, benim askerimi bana mı şikayet ediyorsun, beni kime şikayet edersin” deyince o kadın gayet emin bir şekilde “Sultanım eğer zararım ödenmezse seni de Şeriata(dinin hükümlerine) ve onun sahibine şikayet ederim” der. Bu cevap karşısında Kanuni Sultan Süleyman çok hislenir ağlar ve o kadından özür diler, zararını da devlet bütçesinden değil, kendi cebinden fazlası ile öder.

               

                İşte böyle İslam’ın ihtişamlı zamanlarında hem fert olarak hem de cemiyet olarak yüce Dinimizin emir ve yasaklarına riayet etmek elbette çok daha kolaydı. Ancak insanların dinden uzaklaştığı, haramların Allah’a isyanın revaçta olduğu günümüz şartlarında ise dinin emirlerine sarılıp yasaklarından kaçınmak elbette çok daha zordur. Ancak işte bur zorluk çok büyük zuhuratları, ecir ve mükafatları da beraberinde getirmektedir. Efendimiz (S.A.V)’in, yaşayanlara çok büyük müjdeleri vardır. Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

 

            “Kötülükler insanlara galip geldiği zamanda bilhassa nefsini düşünerek uzlet et(kötülüklerden sakın) ve doğru yoldan ayrılan insanların halini terk et. Zira ileride muhakkak gelecek olan sabır günlerinde, sabreden kimse elinde ateş tutar gibi meşakkat duyar, o zaman salih amel işleyenler, sair zamanlarda salih amel işleyen elli kişinin ecrine nail olur”.

            Eshab-ı Kiram “Ya Rasulullah o elli kişi bizlerden mi onlardan mıdır?” dediler.

Efendimiz(S.A.V) “Sizlerden elli kişinin” buyurdu. İmam-ı Masum, Mektubat C.1 M.29

                Eshab-ı Kiramdan ellisinin sevabına nail olmak sıradan bir hadise değildir. O Eshab-ı Kiram ki Kur’an-ı Kerimde bizzat övülmüş, kıyamete kadar gelecek Müslümanların en büyükleri olma şerefine nail olmuşlar.

            Ama böyle zor günlerde Sünnet-i Seniyye’ye bağlanabilen müminlere çok büyük ve hususi bir iltimas vardır. Efendimiz(S.A.V) başka bir Hadis-i Şeriflerinde ise:

            “Sizi iki şarhoşluk(gaflet) kaplamıştır : Dünya hayatı ile geçim sevgisi(gafleti)

ve cehalete sebep olan şeyleri sevmek gafleti. Bu takdirde sizler iyiliği emredemez ve fenalıktan alıkoyamazsınız.(İşte böyle bir zamanda, böyle bir durumda iken) Kur’an ve Sünnete bağlanarak, emirleri yerine getiren Şer-i Şerif istikametinde devam ederek dinlerini ayakta tutanlar, Muhacir ve Ensar’dan ilk Hak , Muhacir ve Ensar’dan ilk Hak Yolunda yarışanlar, önde olanlar gibidir”. Ramız el Ehadis Sh.101

           

            Şah-ı Nakşibend(K.S.) Hz.leri :

            “Yolumuz ender bulunan yollardandır. Rasülullah(S.A.V)’in sünnetlerine tutunmaktan  başka bir şey değildir. Eshab-ı Kiramın takip ettiği yolu izlemekten başka gaye yoktur.”

 

            “Efendimizin sünnetine sarılmak en büyük ibadettir”. Altun Silsile Sh.216

 

            O halde yukarıdaki izahtan da anlaşılacağı gibi sevgili Peygamberimizin sünnetine sarılmaktan maksat, sadece ibadetlerde farz ve vacipten sonra gelen ve yapıldığında sevap olup; terkinde günah olmayan sünnetleri eda etmek değildir. Burada Sünnet-i Seniyye ifadesi ile kastettiğimiz şey: “Dinde takip edilen yol” demektir. Sünnet, Efendimiz(S.A.V)’in getirip tebliğ buyurduğu ve hayatı boyunca yaşadığı, bizlere talim ve tavsiye buyurduğu hayat nizamı ve başkaları yaptığında hoş gördüğü şeylerdir. İtikat, amel ahlak olarak ona tabi olmaktır.

 

            Nitekim Sevgili Peygamberimiz(S.A.V) Hadis-i Şeriflerinde;

            “Sizden biriniz kendi heva ve heveslerini, arzularını benim getirdiği Sünnetime tabi kılmadıkça iman etmiş sayılmaz” buyurmaktadır. Siratul İslam Şerhi Sh.101

Sünnetleri yerine getirmek Peygamberimiz(S.A.V)’in şefaatine sebep olur. O’nun şefaati olmadan hangimizin ameli kendisini kurtarabilir. Bizlerin yaptığı eksik noksan ibadetlerin kabulü bile o büyük şefaatçinin sayesinde olacaktır.

 

Sünnet Kur’an-ı Kerimden sonra dinimizin ikinci kaynağıdır. Sünnetin Kur’an-ı Kerimden sonra ikinci delil olduğu Kur’an-ı Kerimin ayetleriyle sabittir.

 

“Peygamber(A.S) size neyi verdiyse onu alın. Size neyi yasaklarsa ondan uzak durun”. Haşr Suresi Ayet 7

 

Kim Peygamber(A.S)’e itaat ederse; muhakkak Allah’a itaat etmiştir”. Nisa Suresi Ayet 80

 

            “O, kendiliğinden konuşmamaktadır. O’nun konuşması ancak indirilen bir vahiydir”. Necm Suresi 3-4

 

                Kur’an-ı Kerim her şeyi bütün teferruatıyla anlatmamış; onun tebliğini ve izahını Rasulullah Efendimiz(S.A.V)’e bırakmıştır. Kur’an-ı Kerimde bildirilen bazı emirlerin ifasını ise bizlere Efendimiz(S.A.V)’in sünnetleri öğretmiştir. Mesela Kur’an-ı Kerimin yaklaşık 80 yerinde namaz emredilmiş; ancak bunun nasıl kılınacağını bütün teferruatı ile Peygamberimiz(S.A.V) öğretmiştir. Zekatın eda ediliş şekli, yine sünnetle bilinmiştir.

 

            Sünneti dışlayıp sadece Kur’an-ı Kerimle, onun  da bazı ayetleriyle İslam’ı anlatmaya çalışıp, adına da yüce kitabımızın ismini kullanıp “Kur’an Müslümanlığı” diyerek insanları ifsat etmek, sapıtmak, yüce dinimiz İslamiyet’i köklerinden, temellerinden yıkma ve budama gayretinin, bu husustaki sinsi planların bir neticesidir.

 

*********************************************************************

 

            H. Ş. “Allah’ım! Senden yardım diler, senden hidayet ister, sana istiğfar eder,  sana tevbe eder, sana iman eder, sana tevekkül eder ve seni her türlü hayırla överiz. Sana Şükrederiz, nankörlük etmeyiz. Ve sana isyan edeni terk eder ondan uzaklaşırız.”

 

H.Ş. “Allah’ım! İşlediğim kusurların şerrinden sana sığınırım, bana ihsan ettiğin nimetini sana itiraf ederim, günahımı da itiraf ederim. Beni bağışla, çünkü senden başka hiç kimse günah bağışlayamaz.”

 

 

SALAT-Ü SELAM HER TÜRLÜ İHTİRAM EFENDİMİZ (S.A.V) ÜZERİNE OLSUN

 

AMİN

 

 

           

12/4/2008

SALAVAT-I ŞERİFE

 

            “Şüphesiz ki Allah’ü Teala ve melekleri O Peygamberi Zişana çok salat ve selam ederler. Ey iman edenler(Ne duruyorsunuz) Siz de ona sala-ü selam edin, tam bir teslimiyetle teslim olun” Ahzap Suresi Ayet 56.

 

            SALAT : Allah’tan rahmet, meleklerden istiğfar, mü’minlerden dua manasına gelir. Çok salavat-ı şerife okumak, okuyanın Peygamberi ile ünsiyet etmesine sebeptir. Kişinin Ümmeti Muhammed’ten olduğuna delalet eder ve Efendimize (S.A.V.) yaklaşmaya vesiledir. O kimsede Peygamber sevgisi olduğunu gösterir. Kişi sevdiğini çok anar.” Hadis-i Şerifi buna delildir.

 

            Efendimiz (S.A.V.) bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyuruyorlar.

            “Ey İman edenler! Kıyametin korku ve dehşetinden kurtulanlar bana çok salat-ü selam getirenlerdir. Zira Allah’ü Teala’nın rahmeti ve meleklerin salat-ü selam getirmesi bana kafidir. Ancak Allah’ü Teala sevap vermek için mü’minlere salat-ü selamı emretmiştir.” Deylemi

 

“Habibim! Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.” Ayetinin sırrına sahip olmakla onun hazinesi zaten Rahmeti ilahi ile doludur. Getirilen salavatı şerifler o, dolu hazinenin taşmasına vesile olur da birçok hayır ve bereket olarak tekrar sahibine avdet eder.(döner)

 

Sıddık-ı Ekber(R.A) Hz. Leri de :

            “Resulullah(S.A.V.) üzerine salavat-ı şerife getirmek, soğuk suyun ateşi söndürdüğü  gibi günahları yok eder.”buyurmuştur.  Ruhulbeyan C.7. Sh.224

 

                Sufyan-ı Sevri(R.A.) anlatıyor.

            “Beyt-i Şerif’i(Kabe’yi) tavaf ederken birini gördüm; devamlı salat-ü selam okuyordu.

-                     Neden tesbih ve tehlil ile meşgul olmuyorsun da devamlı salavat okuyorsun. Bir bildiğin mi var? Dedim. Bana :

-                     Allah (c.c) sana afiyet versin. Sen kimsin? Dedi. Kendimi bildirdim.

-                     Sen bu zamanın ulamasından olmasaydın, sana bu sırrı söylemezdim, dedi ve ilave etti:

-                     Babamla beraber Hac yolculuğuna çıkmıştık. Babam bir konakta hastalanıp öldü. Yüzü siyah bir hal aldı, gözleri dışarı fırladı, karnı şişti…… Ben ağlayarak “Biz Allah içiniz ve hepimiz O’na döneceğiz”(Bakara Suresi 158) mealindeki ayeti kerimeyi okudum ve “Babam gurbette şu acaip halde öldü.” dedim ve yüzüne bir perde çektim. O sırada üzerime bir ağırlık geldi, uyumuşum. Rüyada güzellikte benzeri bulunmayan bir zat gördüm.

-                     Ondan güzel bir yüz, o kadar temiz elbise ve ondaki kokudan daha güzel bir koku bilmem. O zat beni babamdan uzaklaştırdı, babamın yüzünden örtüyü kaldırdı ve yüzünü eliyle sığadı.

-                     Babamın yüzü bembeyaz oldu. Sonra karnını meshetti, karnı eski haline geldi. Sonra dönüp gitmek istedi. Önüne geçtim ve:

-                     Efendim siz kimsiniz? Bu gurbet diyarında ölen babama rahmet olarak sizi gönderen kimdir? Dedim. Buyurdu ki:

-                     Beni tanımadın mı? Ben, Muhammed Resullullah’ım. Senin babanın çok günahı vardı. Lakin benim üzerime çok salavat getirirdi. Getirmiş olduğu salavatlar bana gelip, kendisine yardım etmemi istediler. Ben dünyada benim üzerine çok salavat getirenlerin yardımcısıyım.”  Buyurdu. Uyandığımda gördüm ki, babamın yüzü ağarmış, karnının şişi inmiş ve babam eski haline dönmüştü. İşte ondan beri salavat-ı şerifeyi çok okurum, dedi.   R.Beyan C7 Sh:225

Okunan salavat-ı şerifler dua ve ibadetlerin kabulüne sebeptir. Efendimiz(S.A.V) buyuruyorlar ki:

“Bütün dualar bana salavat getirinceye kadar muallakta kalır” Beyhaki

“Hiçbir dua yoktur ki Allah’ü Teala ile arasında perde olmasın. Muhammed(A.S.) ve ali Muhammed üzerine salavat getirilirse perdeler kalkar ve dua icabet makamına ulaşır. Salavat getirilmezse o dua geri döner” R.Beyan C7 Sh:230

 

           Burada anlamamız gereken bir incelik vardır. Bizlerin günahkar ağızlarımızla yaptığımız dua ve ibadetlerimiz Cenabı Hakkın huzuruna arz edilmeye layık değildir. Ancak Allah’ımızın sevgilisi olan Efendimiz(S.A.V.)’in adıyla, onun eliyle gittiği zaman onun hürmetine Cenabı Hakkın muhabbeti ve rahmeti zuhur eder ve kabule şayan olur.  Dikkat edilirse, namazın sonunda tehıyyatta “Esselemü aleyke eyyühennebiyyü” diyerek Efendimiz (S.A.V.)’e selam  veriyoruz. Tehıyyattan sonra tekrar “salli ve barik” okuyoruz.  Namazların farzı veya son sünneti tamamlanınca müezzin “Ala Rasuline salavat” diyerek bizleri salavat-ı şerifeye teşvik ediyor.

 

            Efendimiz(S.A.V.) buyuruyorlar ki:

            “Günlerin en faziletlisi Cuma günüdür. O gün Hz. Adem yaratıldı. Kıyamet o günde kopar. Cuma günü bana fazla salavat getiriniz. Zira salavatlarınız bana arz olunur.” Büyük Salavat-ı Şerifeler ve Kerametleri(A.EROL)

 

                Özellikle Salatı Nariye, Münciye ve Fethiyeyi öğrenmeli ve çok okumalıyız. Salatı Münciye’nin kısaca manası şöyledir.

 

         “Allah’ım Efendimiz Hz. Muhammed(S.A.V.)’e ve Ehli Beytine sen Salat et, Rahmet et, Öyle bir Rahmet ki onunla bizi bütün afet ve korkulardan kurtar, Ve O Rahmetle bütün ihtiyaçlarımızı gider, Onunla bütün günahlarımızı temizle, O Rahmetin sayesinde. Senin indi ilahinde, nezdindeki derecelerin en ulvisine yücelt, Yine O Rahmet sebebiyle dünya ve ahirette bizleri bütün hayırların tamamına ulaştır, Muhakkak sen her şeye kadirsin.”

 

SALAT-Ü SELAM EFENDİMİZ(S.A.V.)

ÜZERİNE OLSUN.

 

 

 

 

 

28/3/2008

DÜNYA İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER

"Dünya mü'minin zindanı, kafirin cennetidir."(Müslim)

"Mes'ud o kimsedir ki, dünya onu terk etmeden, o dünyayı terk etmiştir."

"Arzusu ahiret olup ahiret için çalışan hakkında, Allahü Teala: "Ey Dünya! Bana hizmet edene hizmet et. Sana hizmet edeni kendine hizmetçi yap" buyurdu."


"Paraya, yiyeceğe tapan kimseye yazıklar olsun"

"Mal ve şöhret hırsının insana zararı, koyun sürüsüne giren iki aç kurdun zararından çoktur."


"Bir kulun kalbinde dünya muhabbeti olursa Allahü Teala onu üç bela ile belalandırır:
1- Tul-ü emel(uzun istekler)
2- Sonu olmayan fakirlik(ne kadar çoğalsa az görür)
3- Kurtulmak kaabil olmayan sıkıntılı dünya meşguliyeti."(Mihnet ve meşakkatten kurtulamaz.)(Ramuz 375/9)

"
Dünyayı terk et ki, Allahü Teala seni sevsin! İnsanları malına göz dikme ki, herkes seni sevsin!"

"Dünya için burada kalacağınız kadar, ahiret için de orada kalacağınız kadar çalışın."

"Dünyayı seven ahiretine, ahireti seven dünyasına zarar verir. Siz bakiyi faniye tercih ediniz."

"Dünya cazip bir yeşilliktir. Allahü Teala ne yapacağımızı görmek için sizi buraya getirdi."

"İsrailoğulları servet ve refaha kavuşunca elbise, güzel koku, çeşitli süs eşyası ve kedınlarla zevke daldılar."

"Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, dünyanın yanında şu koyun ölüsü kadar kıymeti yoktur. Eğer dünyanın Allah yanında sivri sinek kanadı kadar kıymeti olsaydı, ondan kafire bir içim su vermezdi."
(İbni Mace ve Hakim)

"İnsanlar üzerine bir zaman gelir, mescidlerde halka halinde toplanırlar, gayeleri dünya olur. Allah'ın onlara ihtiyacı yoktur. Onların aralarına girmeyin"(Ramuz 503/4) (Namaz ve orucu görünüşe göre kerkes eda edebilir.Lakin Peygamber Efendimiz:"Dinimizin devamı vera(haram ve şüphelilerden sakınmak) iledir." buyurdu.   

"Dünya mü'mine mal olmaz. Zira dünya mü'minin imtihan yeri ve zindanıdır."(Ramuz 206/4)

"Kişiye, her canının istediğini yemek israf olarak yeter"

"İlmi kemale erdiği halde dünyaya rağbetten uzaklaşmayanın ilmi, kendisini ancak Allahü teala'dan uzaklaştırır."

......."İşte Allahü Teala, dünyanın sonunu ademoğlunun yediği yemeğin sonuna benzetmiştir."(Ahmed ve Tirmizi)

"Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi; güzel koku, kadın(ın hukukunu korumak) ve gözümün nuru namaz"

.........."Helalin hesabı, haramın azabı var"

"Helalinden olan dünyalığı, üstünlük ve övünmek için toplayanlar, kıyamet günü Allahü Teala'yı kendilerine gazaplı bulacaklar. Lakin ihtiyacını te'min edip başkasına muhtaç olamayarak, nefsini korumak için kazananlar kıyamet günü yüzleri ayın on dördü gibi parlayarak mahşer yerine gelecekler."

 

"Şükrü eda edilen az mal, teşekküründen aciz kalınan çok maldan hayırlıdır.

"Rızkın hayırlısı kafi, zikrin hayırlı hafi(gizli) olandır."(Sad bin Ebi Vakkas R.A.)
*****************************************************

ALDANMA DÜNYAYA FANİ CİHANDIR BU,
KENDİ AŞİKAR ATEŞİ GİZLİ KÜLHANDIR BU,
GİDEN GELMEZ İKİ KAPILI HANDIR BU,
İNFAFI TERKEYLEME MAKAMI İMTİHANDIR BU


******************************************************
Hadis-i Şerifler ve dörtlük Ankara Fazilet Yayınevinin Dünya Risalesinden alınmıştır.

26/1/2008

ALLAH RASULÜ (S.A.V.) 'in AHLAKI VASIFLARI


Ayet-i kerimeler, hadis-i şerifler ve İslâm büyüklerinin mübârek sözlerinin ışığında,
Yüce Rasûlullah (s.a.s.)'ın ahlâkî vasıflarını özetlemeye çalışalım :
* Rasulullah (s.a.s.) güler yüzlü, tatlı sözlüydü,
* Kimseye fena söylemez, kimsenin sözünü kesmezdi,
* Sert değildi, yumuşak idi,
* Edep ve hayâ âbidesiydi,
* İnsan severdi, Dosttu,
* Çok mütevâzi idi. Vâkurdu.
* Boş ve lüzumsuz konuşmazdı.
* Karşısındakini candan dinlerdi.
* Çocukları çok sever ve okşardı. Bir hadisi şeriflerinde şöyle buyururlar : "Büyüklerimize hürmet etmeyen, küçüklerimize merhamet etmeyen bizden
(kâmil ümmetimizden) değildir"[1]
* Fazilet sahiplerine saygı gösterirdi.
* Akrabasını ve komşusunu hatırdan çıkarmaz, onlara ikrâmdâ bulunurdu. Fakat onları kendilerinden üstün, faziletli olanlara tercih etmezdi.
* Cömertti, şefkatliydi,
* Sözünde mutlaka dururdu.
* Dinlemesini, söylemekten fazla severdi,
* Nefsine hâkimdi,
* Beyaz giymeyi tavsiye ederlerdi,
* Namazı noksansız kıldıranların en hafif kıldıranıydı.
* Güleceği zaman mübarek elini, mübarek ağzının üzerine koyardı.
* Kahkaha ile gülmez, fakat daima mütebessim bulunurdu.
* Verilen müjdeler şükrederdi,
* Uyurken mübârek sağ elini, mübârek yanağının altına koyardı.
* Herkesin isteğini mümkün olan ölçüde, yerine getirirdi.
* Eli çok açıktı, cömertliği deryadan farksızdı,
* İlim, hikmet çağlayanı, sabır timsaliydi,
* Atılgandı, tehlikeden korkmazdı, heybetliydi.
* Gelmiş ve gelecek insanların en cesur ve en kahramanı, en kuvvetlisiydi.
* Hanımlarına karşı insanların en yumuşağı ve ikrâmlısıydı. Onlara karşı daima tebessümlüydü,
* Ne yer, ne içerse hizmetçisine de aynısını verirdi, Vefat ederken son anlarında dahi : "Elinizin altındakilere (hizmetçi ve işçilere) iyi davranmamızı, onların haklarını gözetmemizi ve namaza dikkat etmemizi" tavsiye buyurmuştu.[2]
* Sofradan daima doymadan, yarı aç kalkardı.
* Temizliğe son derece ehemmiyet verir ve riâyet ederdi,
* Özel işlerini kendisi yapardı. Döşeği içi hurma lifi dolu deridendi.
* Dünya malına asla rağbet göstermezdi, Bir gün yanında dünyalıktan bahsettiler, Buyurdu ki : "İşitmiyor musunuz? Sâde hayat imandandır"'
* Ekseri yediği arpa ekmeği ve hurmaydı, Allah'ın huzuruna kavuştuğu vakit, evinde az bir arpadan başka yiyecek maddesi bulunmamıştı.[3]
* Kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdı,
* Çok adildi.
* Sosyal adaleti ve kardeşlik hukukunu en güzel o uyguladı.
* Çalışmaya, ilim ve irfana, icad ve keşiflere teşvik etmiştir.
* Daima Hakk'ın ve haklının yılmaz savunucusuydu.
* Zulüm ve sömürünün amansız düşmanıydı.
* İnsanların faydası için, kendi rahatını terk ederdi,
* İnsanlara madde ve mevkisine göre değil, takvâ ve ahlâkına göre değer verirdi.
* İlim-irfan âdab-erkân şiârıydı.
* Hayatı iman ve cihad olarak görmüştür,
* Cahil bir toplumu, dünyanın en insâni, en müreffeh devleti haline getirmiştir, O'nun tebliğ ettiği İslam Nizamı'nı hayatlarına gerçek mânasıyla tatbik eden cemiyetler, yine aynı şekilde dünyanın ve insanlığın efendisi olurlar,
* Modern medeniyetin öncüsü ve insanlığın manevi mimarıdır.
* İlk defa insan haklarını tam manâsıyla o açıklamış ve bunu tatbik etmiştir.

Rasulullah (s.a.s.) her yönden örnek alınacak en mükemmel insandır, Her müslümanın O'nu en güzel şekilde öğrenip tanıması; Onun yüce ahlâkını yaşamaya ve yaşatmaya çalışması lazımdır, Çünkü O'nun ahlâkı, Kur'ân ahlâkı idi. Hz. Âişe (r,anha) Validemize, Sahabeler Rasulullah'ın (s.a.s.) ahlâkını sordular. Buyurdu ki : "Siz Kur'ân okumuyor musunuz Allah Rasulü (s.a.s.)'nün ahlakı Kur'an idi"[4]
Şair Nabi şöyle diyor :
"Çalış, ehl-i kemâl ol, uyma her nâdân-ı gümraha, Baş eğ, el bağla, sonra gel Huzuru Hazreti Şâh'a."
Rasulullah (s.a.s.) Efendimizin çok yapmış olduğu dualarından biri şudur :
“Allah'ım: Fayda vermeyen ilimden, kabul olmayan amelden, müstecâb olmayan duadan sana sığınırım".
Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Ey mü'min, sende şu dört şey bulunursa dünyada kaybettiğin (elde edemediğin) şeylere üzülme:
Doğruluk ve sadakat, emanetlere riayet, güzel huy ve yüksek ahlâk, meşru çalışıp helalden kazanmak"[5]
Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi Peygamber Efendimize ve O'nu örnek edinenlerin üzerine olsun.

--------------------------------------------------------------------------------
[1] Et-Tac, C. 5
[2] 500 Hadis,N. Bilmen Sh. 179
[3] Sünen-i İbni Mâce, Bâbu'z-Zühd, C. 10
[4] Sahih-i Müslim, Müsafirin, 139
[5] Terğib ve Terhib, C. 4, Sh: 26

24/11/2007

ÜMMET-İ MUHAMMED’İN TEVBESİ

 

Hz. Adem A.S. Allahü Tealaya bir defa isyan etmesine rağmen Rabbimiz onun tevbesini ikiyüz sene ağlamasıyla kabul etti. Fakat Ümmet-i Muhammed’den olan bir kimse bir defa hakiki manada özür dilemesi ve tevbe etmesiyle 70 yıllık(Yaklaşık bir insanın ömrü) isyanını  affediyor. Mekan ve zaman da önemli değil.

 

H. Ş. “Kim istiğfara devam ederse, Allahü Teala onun her kederine bir rahatlık, her sıkıntısına bir genişlik, her darlığa bir çıkış kılar ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.”

 

H. Ş. “Alahım! Senden yardım diler, senden hidayet ister, sana istiğfar eder,  sana tevbe eder, sana iman eder, sana tevekkül eder ve seni her türlü hayırla överiz. Sana Şükrederiz, nankörlük etmeyiz. Ve sana isyan edeni terk eder ondan uzaklaşırız.”

 

H.Ş. “Allahım! İşlediğim kusurların şerrinden sana sığınırım, bana ihsan ettiğin nimetini sana itiraf ederim, günahımı da itiraf ederim. Beni bağışla, çünkü senden başka hiç kimse günah bağışlayamaz.”

 

“Günahtan sakınmak, tövbe ile uğraşmaktan iyidir.” Hz. Ömer (R.A)

 

Hadisi Kudsiler

(Hadisi Kudsi manası Allah’dan lafzı Peygamberimizdendir.)

 

H. K. “ Ey Ademoğlu! Sen bana ümitli olduğun halde her ne zaman dua etmiş olsan günahını mağfiret ederim. Ey Ademoğlu! Senin günahların semadaki bulutlara ulaşsa da benden mağfiret dilesen, mağfiret ederim. Ey Ademoğlu! (Bana şirk koşmadıkça sen) yeryüzünü dolduracak kadar günahlarla bana gelmiş olsan, seni yeryüzü dolusu mağfiretle karşılarım.”

 

H. K. “İzzet ve Celalime yemin ederim ki, mağfiret etmeyi murad ettiğim kulumu, rızkında darlık ve vücudunda hastalıkla mübtela eder; boynundaki bil cümle hata ve günahlarını almadıkça dünyadan çıkarmam.”

 

H. K. “Verdiğim kazaya razı olmayan, bela ve musibetlere sabretmeyen kendisine benden başka rab arasın.”

 

H. K. “Mü’min bir kuluma bela verdiğimde, kendisini ziyarete gelenlere benden şikayet etmezse, onu uğradığı beladan kurtarırım. Sonra eti ve kanı yerine evvelkinden hayırlı et ve kan veririm. Ondan sonra o kimse yenilenmiş olarak amele başlar.”

 

H. K. “ Mümin kuluma bela verdiğim halde bana hamd eder ve uğradığı belaya sabrederse, anasından doğduğu gibi günah ve hatalardan temizlenmiş olarak yatağından kalkar.

Ve Allahü Teala Hafaza Meleklerine buyurir ki;

 

- Şu kulumu belaya uğratıp ibadetinden alıkoydum. O kulum sıhhatli iken yazdığınız ecir ve sevabı kendisi için şimdi de yazınız!....”

20/11/2007

ANA BABAYA İYİLİK(HADİS-İ ŞERİFLER)

            H.Ş.: Kim ömrü uzun ve rızkı ziyade olmasını isterse, ana babasına ihsanda bulunsun ve akrabasını yoklasın. (Ramuz 238)

 

            H.Ş. : Allah'ü Teala'nın rızası, anne ve babanın rızasındadır. Allah'ü Teala'nın gadaplanması da anne ve babanın gadaplanmasındadır...

 

H.Ş.: Amellerin Allahü Teala yanında en sevimlisi, vaktinde kılınan namaz sonra ana babaya iyilik sonra da Allah yolunda cihaddır. (ramuz 16/12)

 

            H.Ş.: Baba ve anasının rızasını kazanan kendisi için dünya ve ahiret iyiliğini bir araya getirmiştir.

 

            H.Ş.: İki günah var ki, kişi bunların cezasını dünyada görmeden ölmez, zulüm ve ana babaya eziyet etmek.

 

            H.Ş.: Ana babaya ihsan etmek; nafile namaz kılmak, Haccetmek, sadaka vermek ve harbe gitmekten efdaldir.

 

            H.Ş.: Kıyamet günü en şiddetli azap üç sınıf kimseyedir:

1.      Ana babasına eziyet edenler,

2.      Zina edenler,

3.      Allah’a şirk koşanlar

 

H.Ş.: Üç dua red olunmaz:

1.      Ana babanın evlada duası

2.      Oruçlunun duası

3.      Misafirin duası

 

*Üç şeye bakmak ibadettir:

1.      Ana babanın yüzüne bakmak,

2.      Kur’an’a bakmak,

3.      Deryaya bakmak.

 

H.Ş.: Bir kimse ana babasının yüzlerine merhamet ve sevgi ile baksa, her bakışında ona bir hac ve umre sevabı ihsan olunur.

- Günde yüz defa baksa da böyle mi ya “Rasulallah?” sualine:

- Yüz bin kere baksa bu ecre nail olur. buyurdular.

 

Ana babaya iyilik, salih amellerin önde geleni ve en üstünüdür. (Hz. Ali R.A.)

 

Bahyı yar olanla, bahtı kara olanlar bu levhaya baksın; kendini kontrol etsin.

GÜNÜN HADİS-İ ŞERİFİ

 

Arkadaşlarım

Blogcu ile yapıldı
www.ihya.org
Popüler Siteler PageRank
www.ihya.org
islami Siteler islamiHit.com Toplist100