Google
« Önceki |

16/7/2008

TİMUR'A İNCİR GÖTÜRDÜ

Hoca merhum, bahçesinden bir sepet ayva toplamış Timur'un sarayına gidiyordu. Yolda bir ahbabı:

— Nereye böyle hoca efendi? diye sordu. Hoca:

— Timur'u ziyarete gidiyorum, dedi. Adam:

— Timur ayvayı sevmez. O en çok inciri sever, sen ona pazardan bir sepet incir götür, dedi.

Hoca merhum adamın dediğini yaptı. Bir sepet incirle Timurlenk'in huzuruna çıktı. Timur, hoca merhumun incirlerini beğenmişti. Birini yiyor, birini ise karşısında oturan hoca merhumun yüzüne çalıyordu. Timur'un bu hareketine kızmayan hoca merhum, ellerini her incir gelişinde yüzüne sürüyor ve: "

— Ya Rabbi şükürler olsun sana!, diye dua ediyordu. Timur bunun sebebini sordu. Hoca merhum:

— Sultanım, ben size ayva getiriyordum. Ya bir de onlarla gelseydim şimdi benim yüzüm ne hale gelirdi. Yolda bana sizin ayva yemediğinizi söylediler de değiştirdim. Ayva ile huzurunuza gelmediğime şükrediyorum, dedi.

16/7/2008

AĞA, BAŞINI EVDE BIRAKMASIN

Akşehir'in ağalarından hocanın bir ahbabı vardı. Bir gün Akşehir'e gittiği zaman onu da ziyaret etmek istedi. Ağanın konağına yaklaştığında onu pencereden başını çıkarmış etrafı seyreder gördü. Ağa da hocayı görmüştü. Onunla görüşmek ve evine almak istemediğinden başını içeri çekti. Hoca eve gelip kapıyı çaldığında kapıyı hizmetçi açtı.

Hoca merhum:

— Ağa ile görüşmek, sohbet etmek için geldim, dediğinde hizmetçi verilen talimat gereği:

— Ağa evde yok efendim. Geldiği zaman sizin geldiğinizi söylerim. Belki de sizinle görüşemediğine çok üzülecektir, dedi.

Hizmetçinin bu sözlerine hoca gülümseyerek şu cevabı verdi:

— Ağaya söyle de dışarı çıkarken bir daha başını evde unutmasın sakın!.

 

 

22/3/2008

HOCA VE ALTINLAR

Hoca merhum, her akşam yatarken:
- Ya Rabbi! Yüz altın isterim.. Doksandokuz olursa almam, derdi.
Hocanın bir de yahudi komşusu vardı. Her akşam hoca komşunun bu şekil
dua ettiğini duyunca denemeye karar verdi. Bir akşam yine hoca merhum
duasını bitirip sonunda da:
- Ya Rabbi! 100 altın isterim, 99 olursa almam, demeye başlayınca daha
evvel damın başına çıkan yahudi bacadan aşağı altınları teker teker atmaya
başladı. Hoca efendi hemen ocağın başına koştu ve gelen altınları almaya
başladı. Hoca 100 altın istiyordu ama, altınların sonu 99 olunca kesildi.
Daha evvel:
— 99 olursa almam, diyen hoca:
— 99'u veren Allah 100'ü de verir, aza şükretmeyen çoğu bulamaz, dedi
ve altınları keseye doldurdu.
Hocaya altınları döken yahudi sabırsızlıkla sabahın olmasını beklemeye
başladı. Sabah oldu, yahudi alelacele hocanın kapısını çaldı ve:
— Hocam akşam altınları bacadan ben atmıştım. Bir şaka yapayım, dedim.
Bakalım hoca efendi sahiden almayacak mı diye denemek istemiştim, falan
diyerek altınları geri istedi.
Hoca merhum:
— Ne münasebet canım! Sen bana Allah tarafından altın atıldığını
duydun ve hemen açıkgözlük yapmak istiyorsun. Ben senden altın falan
istemedim, ben Allah'tan istedim, O da verdi, deyince yahudi ne yapacağını
şaşırdı, doğru kadıya varıp hoca merhumu şikâyet etti.
Nasreddin hocaya gelip:
— Mahkemeye gideceğiz, deyince, hoca:
— Giderim ama, altıma bir at, sırtıma bir kürk isterim, dedi. Yahudi
çaresiz bunları kabullenip bir at bir de kürk aldı hocaya...
Beraber kadının huzuruna çıktılar. Yahudi derdini anlattı:
— Benim paralarımı vermiyor, dedi. Kadı hoca merhuma sordu:
— Ne diyeceksin bu iddialar karşısında? diye. Hoca merhum:
— Kadı efendi, bu adam yalancının tekidir. Bana para falan vermedi. Bu
adam korkuyorum biraz sonra dışardaki ata bile «Benimdir!» diyecektir,
dedi.
Yâhudinîn gözleri bir karış açık:
— Evet, kadı efendi. Dışardaki at da aslında benim, dedi. Hoca merhum:

— Görüyorsun değil mi kadı efendi? Ben ne dedim, korkarım şu
sırtımdaki kürke bile sahip çıkabilir, «O da benimdir» diyebilir. Bu adam
bu kadar yalancı ve düzenbazdır, dedi. Yahudi heyecanla:
— O da benim kadı efendi. Ben verdim buraya gelirken onu, dedi. Hoca
Merhum:
— Ben demedim mi Kadı efendi, dedi. Kadı yahudinin haksızlığına
hükmetti. Yahudi mahkemeden eli boş döndü tabii. İkisi bir yola çıkıp
gitmeye başladılar. Hoca atta, yahudi yürüyor.
Hoca merhumun oyunu burada sona ermişti:
Al atını, kürkünü ve paralarını. Ben senin malına sahip olacak
değilim. Fakat bundan sonra sakın kendini Allah yerine koyayım deme,
diyerek adama biraz da akıl verdi.

22/3/2008

Şunu baştan söylesene

Nasreddin Hoca tarlasında çalışırken oradan geçmekte olan birisi sormuş:
"Bey Amca! Falan köye kaç saatte gidebilirim?" Hoca, bu soruya herhangi bir cevap vermemiş. Adam aynı soruyu üç kere tekrarlamış; ama herhangi bir cevap alamayınca yoluna devam etmiş. Biraz yürüdükten sonra arkadan Hocanın:
"Evlat, gel!" dediğini işitmiş. Adam gelince de Hoca soruyu şu şekilde cevaplandırmış:
"Sen tam üç saatte oraya varırsın," demiş. Adam sinirli bir şekilde
"Be bey amca! Madem biliyordun, şunu baştan söylesene," deyince, Nasreddin Hoca şöyle savunmuş kendisini:
"İyi de, ben senin nasıl yürüdüğünü nereden bilebilirim ki."

30/1/2008

TELKİN(Hoca ve Ölen Kaymakam)

Hoca Merhum Sivrihisar'da hatip iken kaymakam'la aralarında kavga çıkar. Bir müddet sonra da kaymakam ölür. Hoca'ya:

— Hoca Efendi kaymakam öldü, telkinini siz verseniz, derler. Hoca şöyle cevap verir:

— Siz ona telkin verecek bir başkasını bulun, zira benimle kavgalıdır, söylediğimi dinlemez.

19/12/2007

((: Ayı ile ateist :))

Ayı ile ateist
Ateistin biri,doğa ,tabiata hayran kalarak ormanın içinde dolaşıyormuş. "Tabiat ne güzel ağaçlar, renkler yaratmış." diye düşünerek dolaşırken aniden karşısına kocaman , vahşi bir ayı çıkar , ateist adam korkar ve kaçmaya başlar .Ateist önde ayı arkada koşarken ayı sonunda adamı yakalar altına alır.Ayı tam pençesini kaldırıp adama vurmak üzere iken ateist adam can havli ile ''Allahım yardım eyle'' diye bağırır. Bir anda herşey donar ; nehir akmaz , rüzgar esmez , yapraklar kımıldamaz olur.Ayıda pençesi havada öylece donakalır.
Hemen yanıbaşlarında bir ışık belirir, ışığın içinden birses şöyle der ''Hani sen tanrı tanımazdın, şimdi ne oldu?'' Ateist utanarak başını öne eğer. Işıktaki ses devam eder. " Hadi dile ne dilersen, kabul edilecektir." Ateist adam ''ben şimdi iman ettim desem buna yüzüm yok,bunu istemeye hakkım da yok, ama bu ayı iman ederse belki benim kurtulma şansım olur , ben ayının iman etmesini istiyorum " der. Işıktaki ses "dileğin kabul olacaktır "diye cevap verir ve kaybolur. O anda yeniden rüzgar esmeye, nehir akmaya,yapraklar kımıldamaya başlar. Ayının ateiste inmek üzere kalkan pençesi yere iner ve sonra ayı iki pençesini göğe doğru kaldırarak şöyle dua eder " Ey Allahım senin rızan için oruç tuttum , sana inandım , senin rızkınla orucumu açıyorum."

16/12/2007

ÇİFTÇİNİN ELİNE DÜŞEN POLİTİKACILARIN SONU

Bir otobüs dolusu politikacı seçim için Teksas’ta dolaşıyorlarmış. Otobüs büyük bir çiftliğin yanından geçerken şoförün dalgınlığı yüzünden derin bir şarampole uçmuş. Çiftçi koşarak gelmiş, gece kurda kuşa yem olmasınlar diye cesetleri gömmeye başlamış. Ertesi sabah şerif soruşturma için çiftliğe gelmiş. Çiftçiye sormuş.

“Otobüsteki bütün politikacıları gömdün demek. Hepsi ölüydü, eminsin değil mi?”
Çiftçi cevap vermiş:

“Bazıları yaşadıklarını iddia ettiler ama politikacıların nasıl yalan söylediklerini bilirsiniz!”

14/12/2007

BENİM SENDEN BİR İSTEĞİM VAR.

Bir gün Nasreddin Hoca'nın, aldığını geri vermeyen bir arkadaşı:

"Hoca Efendi! Senden bir isteğim var!" demiş. Hoca adamın yine para isteyeceğini anlamış ve;

"Benim de senden bir isteğim var; Önce sen onu yerine getir, sonra kendi dileğini söyle." demiş Arkadaşı;

"Peki olur." deyince, Hoca isteğini söylemiş:

"Benden borç isteme!"

26/11/2007

Minik Köpek ve Leopar

Adamin biri Afrika'da safariye cikarken yanina minik kopegini
de almis.Minik kopek bir gun ormanda dolasip,kelebekleri kovalar,
cicekleri koklarken kayboldugunu fark etmis.Ne yapacagini
dusunurken bir de bakmis ki karsidan bir leopar geliyor ve
belli ki gunluk yiyecegini ariyor."Simdi basim dertte" diye dusunmus minik kopek.
Etrafina bakmis yerde kemik parcalarini gormus.Hemen arkasini
leoparin geldigi yere donerek kemikleri kemirmeye baslamis,bu
arada da arkadaki hareketi kestirmeye calisiyormus.Leopar tam
saldiracakken minik kopek kendi kendine konusmus;

"Ne kadar lezzetli bir leoparmis.Acaba etrafta bundan bir tane daha var mi?"

Bunu duyan leopar bir anda donmus kalmis ve en yakindaki agaca
tirmanarak dallarin arasina saklanmis.
"Tam zamaninda kurtardim yoksa bu kopege yem olacaktim"diye
Dusunmus leopar.Butun bunlar olup biterken bir baska agacin
ustundeki bir maymun olanlari izliyormus. Bildiklerini kullanarak
bundan sonra leopardan kurtulabilecegini dusunmus.

Leoparin yanina giderek neler oldugunu anlatmis.Leopar kopegin yaptiklarina cok sinirlenmis ve maymuna "Atla sirtima, gidip sunu yakalayalim"demis.

Ancak minik kopek neler oldugunu ve leoparin sirtinda maymunla
birlikte suratle kendisine yaklastigini fark etmis. "Simdi ne
yapacagim" diye dusunurken kacmaya tesebbus etmemis.Bunun
yerine arkasini leoparin geldigi yone donerek,kemikleri kemirmeye
devam etmis.

Tam leopar saldiracakken yine kendi kendine konusmus; "Bu
aptal maymun da nerede kaldi?Yarim saat once bir leopar daha
getirsin diye gonderdim,hala haber yok!"

26/11/2007

GÜMRÜK

Trabzonla Rize arasında bir zamanlar gümrük varmış. Temel hergün bisiklet ve önünde bir kum torbasıyla gümrükten geçermiş. Bir gün Gümrük Memuru bu durumdan kuşkulanmış. Temel'e :
- Dur. Ne geçiriyorsun gümrükten, demiş. Temel :
- Kum, demiş.
Memur kum torbasına elini sokmuş karıştırmış gerçekten sadece kum varmış torbada. Bu olaydan sonra Temel yıllarca gümrükten bisikletle önünde kum torbası olduğu halde geçmiş. Yıllar sonra Trabzonda bir kahvede Temelle Gümrük Memuru karşılaşmış.
Gümrük Memuru :
- Ula Temel artık emekli oldum sana birşey yapamam gerçekten ne geçiriyordun gümrükten?, demiş.
Temel:
- Bisiklet, demiş

GÜNÜN HADİS-İ ŞERİFİ

 

Arkadaşlarım

Tavsiye Siteler

Blogcu ile yapıldı
www.ihya.org
Popüler Siteler PageRank
www.ihya.org
islami Siteler islamiHit.com Toplist100