AKŞEMSEDDİN(K.S.) HAZRETLERİNİN NASİHATLERİNDEN
“Ey oğul! Her işten önce din işlerine dikkat et. Zira farzlara dikkat, din ve devletin güçlenmesine sebeptir. Din hizmetlerini; dikkatli olmayan, itikadı bozuk ve doğru yoldan sapmış, büyük günahlardan kaçınmayana, helale-harama dikkat etmeyen sefihlere ve tecrübesiz kişilere bırakma!.. Zira yaratandan korkmayan, yaratandan hiç korkmaz. Büyük günahlara devam eden kimsede sadakat olmaz. Böyle kişilerin sadakati olsa ümmeti olduğu Peygamber-i Zişan’ın tebligatı üzere hareket ederdi.
Zulümden, bid’adten sakın. Zulme ve bid’ate teşvik edenleri devletinden uzaklaştır. Çünkü böyleleri seni ze va le uğratmış olurlar. Beytü’l-mali koru. Devletin servetini çoğaltmaya çalış!.. Şer’-i şerif’in sana ait olanına kanaat et, ihtiyaçlarından ve gerekli olanlardan başka lüzumsuz yere telef etme, israftan kaçın.
Askerinle, malınla gururlanma. Zira onlar Allah yolunda cihad, milletin işlerinin yerli yerinde görülmesi ve cihana adalet ve fazilet yayman için vasıtadırlar. Sadakatle ve Allah rızası için çalışan devlet erkanını koru!.. Vefatlarından sonra böyle kimselerin çoluk-çocuğuna bak, ihtiyaçlarını karşıla!.. Halkından hiç kimsenin malına tecavüz etme!.. Hak edenlere yardım elini uzat. Böylelerin yakınlarını sıkıntıdan kurtar…
Asker erkanını iyi koru!.. Alimler, fazıllar, san’atkarlar, edipler; devletin bedeninin gücüdür. Bunlara iltifat ve ikramda bulun. Bir kemal sahibi işitince onunla yakınlık kur, dirlikler ver ve ihsan eyle!.. Hükümetinde ulema, fazıl kimseler, erbab-ı maarif çoğalsın, siyaset ve din işleri nizam bulsun!..
Benden ibret al ki, bu diyarlara zayıf bir bey olarak gelip hak etmediğim halde bunca inayet-i Celile-i Rabbaniye’ye mazhar oldum. Sen de benim yolumdan git ve bu din-i Muhammedi’yi ve arkadaşlarını ve başka sana tabi olanları koru…
Allahü Teala’nın kullarının hukukunu gözet!... Senden sonrakilere böyle nasihat etmekten geri durma. Adalet ve insafa riayet et. Zulmü kaldırmaya devam ile her işe teşebbüste Allah’ın yardımına güven….(Osmanlı Tarihi, Çamlıca Basım Yayın)
Kilis’te bir eski dergah… Bu dergahın son şeyhi muhterem ve mübarek bir mürşidmiş. Bir gün talebeleri dergahın duvarı dibinde kafa çeken sarhoşları şikayet etmişler: “Bu ayyaş adamlar dergahın duvarına dayanıp her akşam içiyorlar. Müsaade ederseniz bu akşam hepsini kovacağız. Çekip gitmezlerse pataklayıp buradan atacağız!” Gerçek bir mürşid olan şeyh efendi “Olmaz!” demiş. “Asla olmaz!” “Niçin?” der gibi bakmışlar şeyh efendiye ve ondan şu muhteşem cevabı almışlar: “Evladım! Ne kovması, ne uzaklaştırması? Elimden gelse onları duvarın bu tarafına, yani içeriye alacağım. Bizim vazifemiz kaçırmak değil; çekmek, çağırmaktır. Kaybetmeye değil, kazanmaya memuruz!”
Kolay olanı herkes yapar. Önemli olan zoru başarmaktır.
Bir muallim başından geçeni anlatıyor.
Çocuklardan not tutmaları için bir defter getirmelerini istedim.Sınıfın tek Musevi öğrencisi hariç iki gün içinde hepsi istediğimi yerine getirdiler. Her ders aynı talebe, Yahudi kızına tekrarladımsa da hali vakti yerinde olan bu kız deftersiz gelmekte devam ediyordu.......
Aradan bir hafta geçtikten sonra dediğimi yapmadığı taktirde kendisini sınıfa almayacağımı söyleyince de ağlamaya başladı. Ailesinin çok geniş imkanı olduğunu bildiğim için bu direnmenin sebebini sordum...
Kızdan aldığım cevap bize Siyonist prensibinin genç bir Yahudi kızında ifade bulmasından ibaretti..
kız ağlayarak;
"Ne yapayım öğretmenim.... Yako on gündür dükkanını açmadı..her halde hasta olmalı" dedi...Yako'dan başkasından alış veriş etmeyi prensibine ihanet addedecek kadar bir taassupla Yahudiliğine gösterdiği bu sadakatin kaçta kaçı acaba Türk gençlerinde bulunmaktadır......
Evet...Aydınlar ve zenginler arasında masonluğun halk tabakaları arasında komünistliği yayan ve bu surette dünyayı ifsat eden Yahudiliğin prensiplerine bağlı bu Yahudi kadar kendi benliğimize sadakat gösterebiliyor muyuz be kardeşim!....SENİ senden koparan benliğini unutturan beynini yıkayan seni uyuşuk kalbi temiz olmakla yetinen bir tip yapmak isteyenlere karşı uyanık mısın...?
Sen Bir Müslümansın Ve İnandığın Din Haktır Vaad edilenler Gerçektir.Üzerine Düşen Görevi YAP VE kendine Sor:
"BENİM MÜSLÜMAN OLMAYANLARDAN FARKIM NE!.."
SEN,
'Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz, iyiligi emreder, kötülükten vazgeçirmege çalışırsınız.. Çünkü Allah’a inaniyorsunuz..' Fermanının sahibisin!..
SEN,
'Alemlere rahmet olarak gönderilen' ve dehşetli mahser günü herkesin 'Nefsi! Nefsi!' diye çirpinacagi bir zamanda, secdelere kapanıp; 'Ümmetimi isterim Ya Rab!.. Ümmetimi bagışlamadıkça kalkmam' diye feryad edecek olan Habib-i Kibriya’nin ümmetisin!..
SEN,
Resûlullah’in ashabina; 'Orduya yardim ediniz' dedigi zaman, bütün servetini alıp getiren ve Peygamberin 'Çocuklarina ne biraktın?..' sorusuna; 'Allah’ı ve Resûlünü bıraktım Ya Resûllullah!' cevabını veren Hz. Ebûbekir’in yolundasın!..
SEN,
Devlet reisi oldugu halde, içi su dolu bir tulumu sırtına yüklenerek halk içinde dolasan ve oglunun; 'Babacıgım, niçin böyle yapıyorsun?' sorusuna; 'Oglum! Nefsimi biraz begenir gibi oldum.. Onu zelil etmek, gururumu kirmak istiyorum' diyen Koca Ömer’in izindesin!
SEN,
Müslümanlar arasinda açligin ve kitligin hüküm sürdügü bir zamanda Sam’dan kendisine ait zeytinyagi, üzüm ve bugday yüklü olarak gelen bir deveyi yükleriyle beraber yoksullara tasadduk eden Hz. Osman’in ardindasin!..
SEN,
Cebinde bulunan 4 dirhem servetin 1 dirhemini gizlice, 1 dirhemini açikça, 1 dirhemini gece ve kalan 1 dirhemini de gündüz , kimsesizlere sadaka olarak veren ve Allah Resûlünün; 'Neden böyle yaptin ?'suâline 'Belki Allah bunlarin birini olsun kabul eder düsüncesiyle diyen Hz. Ali’yi takip edensin!
SEN,
Allah yolunda cihada çikan ve karsisinda ATLAS Okyanusunu görünce, atını
dizlerine kadar denize
sürerek, kilicini çekip; 'Ya Rabbi! Sahid ol! Önüme su uçsuz bucaksiz derya çikmasaydı senin sanini daha ileriye götürürdüm!' diyen mücahidlerin pesindesin!..
SEN,
40 sene yatsi abdestiyle sabah namazini kilan Imam-i Âzam’larin, Malazgirt Ovalarinda Allah Allah sesleriyle at kosturan ve Anadolu kapilarini Müslüman Türklere açan Alp Arslanlarin arkasindasin!..
SEN,
Misafir kaldigi evde gece sabaha kadar ayakta duran ve; 'Biz Kur’anin bulundugu odada ayaklarimizi uzatip yatmaktan hayâ ederiz' diyen Osman Gazilerin torunusun!..
SEN,
Resûllullah’in müjdesine nail olup, küfrün dogu kal’asini, istanbul’u fethederek Islam’a teslim eden, yeni bir çag açan Fatihlerin, dünyayi müslümanlardan baskasina dar gören Yavuzlarin, karalarin- denizlerin hakani Kanûnilerin neslisin!..
SEN,
Istanbul’da okumaya basladigi Ezan-i Muhammediyeyi, Çaldiran ovalarinda bitiren, Tuna’da aldigi abdestin namazini Afrika çöllerinde kilan, Hazer kiyilarinda getirdigi tekbir seslerinin yankilarini Viyana kapilarinda duyan kahramanlarin evladisin!..
SEN,
Vatanini, mukaddesâtini müdafaa ederken düsman kursunlarinin darbeleriyle bagirsaklari delik-desik disariya firlayan ve bir eliyle onlari karnina iterken, diger eliyle gögsünden bir baska kursunu eliyle çikarip, yaninda bulunan arkadasina; 'Al arkadasim! Sag olur da dönersen, su kursunu ogluma ver! Ve O’na de ki; 'Bunu sana baban son nefesinde gönderdi ve O’da ayni sekilde ogluna aktarmazsa hakkimi helal etmem! ' dedi diye ulvî ruh örnekleri veren sehitler kafilesinin çocugusun!..
İŞTE SEN BUSUN!..
Şunu iyi bil ki, amelsiz ilim, insanı kurtaramaz. Bunu sana bir misal ile anlatayım:
Adamın biri dağda bir insana rastlasa, yanındaki silahları kullanmadıkça, arslanın pençesinde parçalanmaktan kurtulamaz. İşte tıpkı bunun gibi bir kimse, bildiği ilimlere uygub amel etmezse, ilimlerin ona hiçbir faydası olmaz.
Diğer bir misal: Bir doktor hastalansa, hastalığını teşhis edip ilacını da bilse, o ilacı kullanmadıkça, hastalığını hiçbir şekilde tedavi edemez.
Kısacası bir insan, bildiklerini fiilen tatbik etmedikçe en küçük bir netice alamaz. Keza insan çalışmayınca, yani Allah yolunda yürümedikçe ibadet etmiş olmaz ve sevap kazanamaz. Allah yolunda yürümek ise Peygamber Efendimiz(s.a.v)'e tabi olmak demektir. Sevgili Peygamberimiz'e tabi olmak demek ise, bütün sözlerini ve hareketlerine onun emirlerine ve yasaklarına uydurmak demektir. İbadetler bile, onun emrine uygun değilse, hiç kıymeti yoktur. Hatta insan öyle ibadetleri yapmakla sevap değil, günah kazanır. Mesela oruç tutmak, herkes bilir ki, ibadetlerin en kıymetlilerinden birisidir. Ama Ramazan Bayramı'nın birinci günü ve Kurban Bayramı'nın dört günü oruç tutmak haramdır. Çünkü yasak edilen günlerde ise sevap değil isyan olur.
Bunun gibi başkasından haksız şekilde alınarak giyilen bir elbise ile namaz kılmamalıdır. Aynı şekilde başkasının mülkünde mal sahibinin rızasını almadan namaz kılmamalıdır. Görüldüğü gibi namaz ve oruç gibi vesair ibadetler İslamiyet'in emirlerine uygun olarak yapılmadıkları zaman ibadet olmamaktadır.
Şu halde, ibadet İslamiyet'in emir ve yasaklarına uymak demektir. O halde Müslüman, bütün sözlerini ve işlerini de İslamiyet'in emirlerine uydurmalıdır.
CEMİYET İÇİNDE DİLİNE, SAHİP OL,
REZALETTEN KORK, ELİNE SAHİP OL,
BELA İSTEMİYORSAN, BELİNE SAHİP OL,
KOMŞUNLA İYİ GEÇİN, DÖLÜNE SAHİP OL,
SEFALETİ DÜŞÜN, İŞİNE SAHİP OL,
ADAMINI TANI, DOSTUNA SAHİP OL,
SEÇMESİNİ İYİ BİL, MÜŞTERİNE SAHİP OL,
KİRLETME ÇEVRENİ, KENDİNE SAHİP OL,
SÖZÜNÜ TUT, İTİBARINA SAHİP OL,
YOLUNU SAPITIRSAN, DİNİNE SAHİP OL,
BATIRIR FAHİŞE, KAPILMA, EVİNE SAHİP OL,
AKIL ÇOK KIYMETLİ, BEYNİNE SAHİP OL,
ELİNDE VARSA BEY, EFENDİ DERLER,
YOKSUL DÜŞME, ALAY EDER GÜLERLER,
BİR İYİLİK EDER, BİN SÖZ SÖYLERLER,
ELİNDE VAR İKEN, VARINA SAHİP OL,
EY İNSAN
Ey İnsan! “Sana yazıklar olsun! Eğer Allahü Teala görmüyor diye günaha dalıyorsan bu büyük küfür! Eğer Allah’ın gördüğünü bilerek işliyorsan büyük edepsizliktir” diye nefsine sitem ederek uyarman icap eder. Halbuki, yakınlarından biri sana saygısızlık edince gücenip kızıyorsun da, Allah’a karşı yaptığın küstahlığın neticesini düşünmüyorsun. Onun azabının ağırlığını bir saat güneşte veya hamamda kalmak veya bir yerini ateşe değdirmekle anlaman mümkündür.
Şayet Allah’ın fazlu keremine güvenip, “Benim ibadetime muhtaç değil” diyorsan, dünya işlerinde neden böyle düşünmüyor da, Allah’ın keremine bağlanmıyorsun? Dünyevi ihtiyaçları elde etmek için bütün gayretinle çalıştığın halde Allah’ın rızasını kazanmakta neden gayretli değilsin?
Ey İnsan! Sana yazıklar olsun… Dilinden iman ve İslam akarken, azalarından nifak ve isyan akıyor… “Yeryüzünde yaşayan bütün canlıların rızkı Allahü Teala’ya aittir” (S.Hud 6). Ve “İnsan çalıştığının karşılığını görür” (Necm Suresi 39) buyurulduğu halde, dünyayı tercih edip, köpeğin leşe daldığı gibi, gece gündüz çalışırsın da ahireti askıya alısın, Allah’ın kefaletine itimat etmezsin. Bu halin, imanın isbatına delil olmaz. Zira imanı dil ile söylemek kafi gelseydi münafıklar cehennemlik olmazdı.
Ey İnsan! Sana yazıklar olsun…Hal ve davranışların kıyamete ve hesap gününe inanmayanlara benziyor. Eğer ölümle yok olup kurtulacağını sanıyorsan Allahü Teala’nın “Seni bir damla meniden, çeşitli şekillerden sonra insan suretinde dünyaya getirdi. Öldükten sonra da diriltip hesaba çekecek(S. Abese 18-22) ayetini inkar mı ediyorsun?
Bir Yahudi doktor, sevdiğin yemeği zararlı diye seni men ettiğinde, söz dinler itaat edersin de Peygamber-i Zişan’ın getirdiği ilahi hükümlere neden uymazsın? Halbuki doktorun ilmi, tecrübedeb ibaret; Allah’ın hükümleri ise, ezeli ve ebedi ilim ve irade iledir. Bunu bilesin.
Bir çocuk sana “”Elbisende akreb var” demiş olsa, delil aramadan elbiseni çıkarıp attığın halde; Allah’ın, Peygamber’in beyanlarına, alimlerin, hikmet sahiplerinin sözlerine neden ehemmiyet vermezsin? Bunları bir çocuğun sözlerinden ehemmiyetsiz mi görürsün? Yoksa cehennem ateşi, azab melekleri, ateşten zincirleri, zakkumu, ateşten sopaları, zehirli yılan ve akreplerden çekeceğin acıları dünya cefalarından daha mı ehven sanırsın? Allah seni hidayete kavuştursun. Bu hallerin akıl karı değildir. Şu halini hayvanlar bilse, sana gülerler.
Eğer şu söylediklerimi anladın ve kabullendinse onları niye yerine getirmez de tehir edersin? Bilmiş ol ki, ecel insana çok yakındır; beklenmedik bir anda yakalar. Nasıl emin olursun? Farz edelim sana yüz yıl mühlet verilse, bir defa ibadet etmek kafi mi gelecek? Dağın eteğinde bir defa doyurduğun atla koca dağ dolaşılır mı? Böyle düşünüyorsan şaşkınsın
İlim tahsili için evden ayrılıp da senelerce boş gezen kişi memlekete dönerken bir sene veya bir miktar okumakla hoca olur mu? Bu gibi haller gülünecek şeylerdir. Allah’ın keremine güvenerek hoca mı olursun? Ömrün sonunda yapacağın ibadetin sana kafi geleceğini kabul etsen bile ömrün sonunu nasıl bilirsin? Nice misalleri görülen ani ölümden sen emin misin? O halde niçin ibadet etmezsin? Farz-ı muhal daha yaşayacağın sana bildirimli ise; gene sorarım: İbadeti neden sonraya bırakıyorsun? Anlaşılıyor ki; nefsin ibadet zahmetine razı olmuyor, şehvetlerinden vazgeçmiyor. Bu şehvetin(arzuların) kolay terk edileceği bir gün gelecek sanmak, aldanmaktır. Çünkü Cenabı-ı Hak böyle bir günü beyan buyurmadı.
Cennet zorluklarla çevrilmiştir. Bu değişmez. Engeller Allah’a olan kuvvetli iman ve amelle aşılır. Abdest alıp sakin bir yerde iyi düşün. Senelerden beri “YARIN, YARIN..” diye kendini aldattın. “BUGÜN” gidip “YARIN” geldi, sen yine eski hesaptasın. Halbuki, bugünün dünden, yarının bugünden farkı ne ki? Dün aciz olduğundan, bugün daha aciz durumdasın. Daha da aciz olacağın günler gelir.
Şehvetlerini terkini tehir etmek, ağacı fidan iken sökmeyip de sonraya bırakmaya benzer. Kökler genişleyince sökmek güç olduğu gibi nefsin yerleşen kötülüklerini de, güçten düştüğün ihtiyarlık halinde atmak pek zor olur. Ağaç yaşken eğilir; kuru ağaç eğilmez. Koca kurt ehlileşmez, ancak yavru iken terbiye edilir.
Bu kadar açık izah edilen hakikatları anlamaz da yine gecikirsen sana hangi hikmetten dem vurulsun ki bu ahmaklığından seni ayırsın? “ibadet zahmeti, nefsani istekler, yemek iştahı beni Hak’tan alıkoydu” dersen; bu da çirkin bir özürdür.
Doktor hastaya “Üç gün soğuk su içme, içersen hastalığın artar, ömür boyu soğuk su içemezsin; tavsiyeme uyarsan çabucak şifa bulur, ömür boyu her nimetten istifade edersin” dediğinde: “Ne olursa olsun, ben şimdi içerim” diyen hastaya deli demez misin? Senin ömrün de, ebedi aleme nisbetle ne üç gün n de üç saniyedir. Birkaç günlük ömür içinde nefsin şehevi arzularından gelen sıkıntılara sabretmenin, ebedi Cehennem azabına sabretmekten daha kola olduğunu idrak etmiyor musun? Senin şu gafletin ya gizli küfürden veya açık bir ahmaklıktan başka ne olabilir.
Gizli küfür; sevap ve azabın ehemmiyetini anlamayıp, hesap günündeki güçlüğe inanma zayıflığıdır. Ahmaklığın da: Resulullah’ın : “Akıllı insan; nefsini hesaba çekip, ölümden sonrası için çalışan; ahmak adamda ; nefsin arzuları peşinde gidip de Allah’dan umandır…” hadis-i şerifiyle beyan buyurulmuştur.
Dünya menfaati için son gayretle çalışırken Allah’a tevekkül hissi duymaz da kulluk borçlarına gelince onun affı ve keremine güvenirsin..
Yazıklar olsun sana ey insan! Şeytana ve dünyaya kapılma, kendine acı. Vakitlerin kıymetini bil. Nefesler sayılıdır. Bir nefes gitmekle bir parçan gitmiş demektir.
Hastalık gelmeden sıhhatin, meşgale gelmeden boş vaktin, fakirlik gelmeden servetin, ihtiyarlamadan önce gençliğin ve ölüm gelmeden sağlığın kıymetini bil de, ahiretin için çalış. İyi düsün, akıbetin harab olmasın. Kış gelmeden kış günleri için her çeşit hazırlığı tamamlıyorsun “Allah kerimdir, beni ısıtır, korur” demiyorsun. Yoksa Cehennem soğuğunun şiddetini dünyanınkinden daha mı hafif, günlerini daha mı kısa sanırsın? Yoksa çalışmadan kurtulmağa çare mi buldun? Şüphesiz ki hiç biri öyle değil. Kışın soğuğundan kurtulman, elbise, mesken ve sair ihtiyaçların elde edilmesiyle mümkün olduğu gibi, Cehennemin sıcak ve soğukluğundan da tevhit ve taat nuruyla kurtulmak mümkün olur. Allah’ın Cehennemi, biri sıcak, diğeri soğuk, iki türlüdür. Sıcaklık, dünya ateşinden yüz misli şiddetli olduğu gibi, soğuk olan da yüz misli şiddetlidir. Azabın şiddetli olsun diye, sıcaktan soğuğuna, soğuktan sıcağına atarlar.
Allahü Teala, Cehennemi şiddetli yaptı, kimse oraya gitmesin diye. Cenneti benzersiz güzellikte halk etti, herkes oraya gitsin diye. Ey insan, gözünü aç da Cennet gitmenin çaresine bak…
Allahü Teala, soğuktan korunman için ateşi yarattığı gibi, Cehennemden kurtulman için de, kulluk yollarını bildirdi. O, senin ibadetlerine muhtaç değil!. Onları, senin istifade etmen, kurtulman için emir buyurdu. İyilik eden de, kötülük eden de kendine eder, bunu bil.
Yazık sana ey insan! Cehaleti bırak, dünya ile ahireti kıyasla. Hepimizin yaradılması ve dirilmesi tek nefis gibidir. Bizi yoktan yaradan, yok ettikten sonra da tekrar diriltir. Allah’ın hükmü değişmez…
Yazık sana ey insan! Görüyorum ki, gaflete kapıldın, fani dünyaya tam sarıldın, ondan ayrılmak zor geliyor. Hep ona yaklaşmakta, ölüm ve ahireti unutmaktasın.
Hükümdarın sarayına bir kapıdan girip diğerinden çıkmakla emrolunan kişinin, içeride gördüğü güzel yüze aldanıp takılması, sonra da zorla çıkarılması akıllı işi midir?
Dünya Allah’ın mülkü, kulların imtihan için geçtiği mahaldir. Ölümden sonra elde bir şey kalmayacağını bilmez misin? Resulullah’ın: “Cebrail bana
Vah senin haline!.. Ey gafil insan! Geçici şeylere gönül verir, dünya zevklerine dalarsın. Ölüm yakalayınca bunlardan ayrılırken hasretin artacak, bunu biliyor musun? Sen zehiri azık sanıyorsun.
Geçmişlere bir göz at! Saraylarını ve kaşanelerini bırakıp o dönüşü olmayan ahirete gidenlerin miraslarının taksim edilişinden ibret al. Onların yiyemeyeceklerini toplayıp, oturamayacağı evler yaptıklarını, ulaşamayacağı şeyleri umduklarını görüp de ibret almıyor musun? Gökdelenlerde veya yıkık binalarda ömür geçirenlerin nihayet yer altında bir çukura yerleşmeleri sana ibret verip uyarmıyor mu?
Kısa zaman içinde terk edeceğin dünyayı imar ederken, ebediyen kalacağın ahireti ihmal ve tahrib etmek akıl karımıdır? Ahmakların işi olan bu hallerden utanmayacak mısın?
Eğer sen işlerin hakikatını anlamakta aciz olup da, akıntıya kapılmış ve başkalarının peşinden gittiğini kabul ediyorsan, şu halde sana lazım olan; bu tip dünya adamlarıyla, peygamberler, evliyalar ve alimlerin yollarını mukayese ederek iyilere tabi olmaktır.
Ey İnsan! Hayret veren hal, şiddetli cehalet ve açık azgınlık içindesin. Şu hallerini nasıl anlamazsın? Mevki gururuyla şarhoş olup, bunları anlamaz mı oldun? İyi düşün; mevki demek; bazı kimselerin gönüllerine hakim olmaktır. Bütün dünya halkı senin karşında el bağlasa ne çıkar. Elli yıl sonra bu alemde ne sen, ne de sana bağlılardan kim kalacak ki? Nice hükümdarların umutulduğu gibi sen de, gönüllerden silinip gideceksin.
Ayet-i celilede: “Onlardan önce nice nesiller yok ettik. Şimdi onlardan hiç birini görüyor veya işitiyor musun?” buyurulmadı mı?(Sure-i Meryem 98). O halde, ebedi nimetleri, yakında yok olacak şeyle nasıl değişirsin?
Sen dünyalığı ve dünyayı terk etmesen de, günün birinde onların seni tamamen terk edeceği açık bir hakikat iken, sana ne oluyor, köpeğin leşe saldırdığı gibi etrafını görmeden dünyaya dalıyorsun? Allah’ın lütuf ve ihsanı olan Cennet’te nebiler, sıdıklar, Salihlerle beraber olmaktan yüz çevirip sefihlere rağbet edersen helak olursun.
Sana yazıklar olsun ey insan! Uyan, ölüm yaklaştı. Helake yüz tuttun. Korkunç zaman gelmek üzere…Sen öldüğünde, kılmadığın namazlarını kim kılacak; tutmadığın oruçları kim tutup Rabb’ini senden razı edecek de seni azabdan kurtaracak?
Vay senin haline! Günlerin azaldı, sermayeni hazırla… Kalan ömrünü de, geçen günler gibi heder etme… Ecel seni bekliyor. Varacağın yer kabir. Yatağının kara toprakta kurt ve böceklerle beraber bulunacağını, sonra da, mahşer dehşetinin seni beklediğini biliyor musun?
Ey İnsan! Ölüm askeri kapıda… Ecel gelince seni almadan gitmez…. O, dönüşü olmayan gidişi unutma.. Ebedi alemde nedamet etmemek için Allah’ın sana fırsat olarak verdiği bu günlerden faydalan…
Ey İnsan! Dışını düzeltip insanlara karşı süslenirken, Allah’a karşı içindeki isyan nedir? Aciz insandan utanır, Rabb’ından utanmazsın.. Ne hayasız hal bu! İnsanlara fazilet tavsiye ederken, senin rezaletle uğraşman,ne aşağılık bir iş! İnsanları Allah’a davet ederken, kendin Allah’dan kaçarsın. İnsanlara Allah’ı hatırlatır, kendin unutursun.
Günah sahibinin cifeden kötü koktuğunu ve pisliğin başkasını temizleyeceğini bilmelisin. Kendin pis kokarken, başkasını nasıl temizlersin?
Ey İnsan! Eğer sen, kendi hakikatını bilseydin, insanların uğradığı felaketlerin, kendi kazançları olduğunu öğrenir de, Allah’dan korkardın.
Vay senin haline! Ey İnsan! Kendini İblis’e merkeb yaptın. Sana biner, istediği tarafa sürer ve sana hükmeder. Bu halini bilmez de ameline mağrur olursun. Halbuki karşılaştığın afetler, yaptığın amelle beraber gelse yine karlısın.
Allahü Teala, iki yüz bin yıllık amelinden sonra İblis’i, İsyanı sebebiyle merdud kıldığı, keza Adem A.S.’ı zellesi sebebiyle Cennetten dünyaya çıkardığı malum iken, sen bunca günahlar ve karışık işlerinle yaptığın noksan amellerine nasıl güvenirsin?
Ey hayasız! Sana yazıklar olsun! Ne kadar aldanmışsın. Ey cahil mahluk! Nice ahidler ve bağlantılar yaptın ve bozdun. Bütün bu hallerinle beraber, hiç ölmeyecek gibi dünyanın peşinde koşar, yakında terk edeceğin yeri imarla meşgul olursun.
Şu mezarlıkta yatanlar sana ibret vermiyor mu? İbretle bak! Onlarda, nice servetler topladılar, yüce binalar yaptılar, nice boş ameller peşinde koştular. Nihayet topladıkları saman çöpü gibi dağıldı, yaptıkları yıkıldı, emelleri boşa çıktı da, şimdi cesetleri kara toprak altında yalnız kaldı. Hiç onlardan hiç onlardan ibret almıyor musun? Yoksa dünyada ebedi kalacağını mı sanırsın? Bu eşi görülmeyen bir hayaldir. Aslında insan ana rahmine düştüğünden itibaren, ömür eksilmektedir.
İstediğin kaşanelerde yaşasan da, sonra durak kara topraktır. Can boğaza gelip, iki yoldan birine(ya Cennet ya da Cehenneme) götürecek meleklerin geleceğini düşünmez misin? O zaman seni kim düşünecek, sana kim yardım edecek?..
Ey Aşağılık Mahluk! Şaşılan şey! Perişan haline bakmaz da kendini idrakli bilir, artan sermayenle öğünür, onu akıllılık sanırsın da; eksilen ömür sermayesinden endişe etmezsin. Halbuki, ömür eksilirken, artan maldan sana ne kar kalır? Onlar varislerin olacak; hesabını da sen vereceksin.
Ey İnsan! Sana yazıklar olsun! Her gün ahiret yolculuğu yaklaşırken sen ondan yüz çevirir, senden uzaklaşan dünyaya dönersin. Niceler umdukları yarınlara ulaşmadan gittiler. Niceler içinde bulunduğu günü tamamlamadan ayrıldılar. Bütün bunları her gün gördüğün halde, sana ibret dersi vermez mi? Azim(büyük) gaflettesin. Sen kendine acımazsan, sana kim acısın.Herkesin hesaba çekileceği kıyamet gününden kork. Huzurullah’a hangi yüzle varacağını düşün. Vereceğin cevapları doğru hesapla. Ve Yaratan’dan utan da hiç olmazsa kalan günlerini ahiretine faydalı amellerle harca. Fırsat varken, takatten düşmeden önce amel et. Dünyadan çıkacağın gün gelmeden, dünyadan el çek. Onun yeşillik ve renkleri, sahte görünüşü seni sihirlemesin. Çünki nice aldanmışlar, hallerinden habersizdir.
Yazık olsun o kimselere ki; Cehennemi hak ettiği halde, halinden habersiz güler oynar, yer-içerler de, ilahi hitabın kat’i olduğunu düşünmezler.
Ey insan uyan! Bunca söz ve nasihatler, sana merhamettendir. Şu dünyaya ibret nazarıyla bak. Onda çalışman, ihtiyacına göre olsun. Onu ihtiyarınla terk et. Ahirete yönel. Mahzar olduğun nimetlerin şükrünü ödemeden fazlasını isteyenlerden olma. İyi bil ki, dinin ivazı, imanın bedeli ve cismin halefi yoktur. Her kim gece ve gündüzde keyfiyle meşgul olursa, ÖYLECE GEÇER, HÜSRANLA GÖÇER.
Ey İnsan! Sözden anla… Nasihat kabul et… Çünki nasihatten yüz çeviren, Cehennme razı olmuştur. Halbuki seni nasihatlere aldırmaz görüyorum. Eğer kalbinin katılığı söz anlamana mani ise; geceleri gece namazına, gündüzleri oruca gayret et. Kafi gelmezse uzlet etmeli, akraba ve yetimlere yardımda bulunmalısın.
Allahü Teala, Cennet ve Cehennemi yarattığı gibi, onlara hak kazananları da yaratmıştır. Kerimlerin kerimi olan Allahü Teala’ya, kendinden şikayetle nefsini hakir tut, ondan dilenmeğe devam et. Ondan gayriye yalvarma. O isteyenlere ihsan eder, darda kalanları kurtarır. Sen darda kalmış ve rahmet-i ilahiyyeye muhtaçsın. Ona şöyle yalvar:
“Ey Rahman, Rahim, Azim ve Halim olan yüce rabbim! Bu, kusurlarında israr eden günahkar, yoldan çıkmış, cür’etkar ve hayası az kulun, huzur-u sübhaniyene boyun eğip, el açar, af ve afiyet dilerim. Zaif, zelil ve suçluları affeden, helak olanlara hidayet ihsan eden sensin. Bu aciz kula inayet ve hidayet ihsan buyur. Af ve afiyet lutfeyle. Rahmet-i sübhaniyenin ferahlığına kavuştur. Hudutsuz rahmetine güvendim, beni boş çevirme Rabbım” diye duaya devam et.
Adem (A.S.) dünyaya indirilince bir hafta devamlı ağladı. Yedinci gün, hüzün içinde ağlarken Allahü Teala ona: “Ya Adem! Sendeki nedamet, keder nedir?” buyurdu. Adem (A.S.) : “Ey Rabbim! Zat-ı Sübhaniyene malum. Benim felaketim büyük. Günahım beni sardı. Huzur ve saadetten sonra melekler aleminden çıkarıldım. Afiyetten sonra mihnet ve musibet diyarına indirildim. Bu sebeple ağlarım” niyazında bulundu.
Büyüklerden biri şöyle dua eder: Rabbim, izzet ve celalin hakkı için… Günah işlediğimde zat-ı ilahine muhalefeti kasdetmedim. Günah işlerken zat-ı ilahini unutup da, ukubetine hazırlanmak için yapmadım. Nazar-ı ilahinden hiçbir şeyin kurtulmadığını biliyorum. Lakin habis nefsim, beni aldattı, gafletim de buna yardımcı oldu. Settar isminle kusurlarımı gizlediğini de idrak edemedim. Ve cehaletimden sana karşı günahkar oldum. Sen rahmet etmezsen bana kim yardım eder. Hesap gününde günahı olmayanlar kurtulu. Günahkarlara “ Durun!” denilir. O gün hangi hal ile huzur-u sübhaniyene varacağım. Vay benim halime! Ömrüm uzadıkça günahım artıyor. Ne zaman tevbe edip sana dönerek haya etmek nasip olacak” diye ağlıyarak yalvarır.
İşte iyilerin nefislerine hitabı, Mevla’ya yalvarışları…
Kendini suçlayıp yalvarmayanlar, nefsine tabi olup, rıza-yı ilahiden uzak kalırlar.
Hakiki mü’min daima nefsini töhmet altında tutar, Rabb’ının rızasına tabi olur….
|
GÜNÜN HADİS-İ ŞERİFİ |