Google
« Önceki | Sonraki »

5/1/2009

NİMETİ İDRAK EDEBİLMEK

 

Hz. İsa(a.s.), bir ağacın altında dua eden birini görmüştü. Dikkatlice baktığında adamın kötürüm olduğunu anladı. İki gözü de görmüyordu. Vücudunda ise baras(alaca) hastalığı olduğu anlaşılıyordu. Fakat bütün bunlara rağmen ellerini kaldırmış mutluluktan uçacakmış gibi dua ediyordu: “Ey nice zenginlere vermediği nimet bana ikram eden Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun…”

 

            Hz. İsa(a.s) kötürüm adama yaklaştı: “Ayağın yürümüyor, gözün görmüyor. Bedenin de sıhhatli görünmüyor. Buna rağmen çoğu zenginlere verilmeyen nimetlerin sana verildiğini düşünmekte, bunun içinde büyük bir mutlulukla şükretmektesin. Hangi nimettir. Nice zenginlere verilmediği halde verilen?  Adam :

 

 “Efendi! Allah bana öyle bir kalp vermiş ki , O’nu tanıyorum. Öyle de bir dil vermiş ki, o dille de O’na şükrediyorum, halbuki, dünyanın serveti elinde olan nice zenginler vardır ki kalbinde O’nu tanıma sevinci, dilinde de O’na şükretme mutluğu yoktur. Ama gel gör ki, ayakları topal, gözleri kör, bedeninde hastalıklar bulunan bu kötürüm adam Rabbi, bu nimeti fark etmeyi nasip eylemiş. İşte bunu düşününce tutamıyor da: “Nice zenginlere vermediği nimeti bana veren Rabbim sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun!” diye teşekkürden kendimi alamıyorum.

 

            Hz. İsa(a.s) elinden tutar, gözlerinden öper:

 Peygamberin mübarek dudaklarının değdiği gözler mucize olarak anında açılır. Karşısındakinin İsa(a.s) olduğunu görünce heyecanlanan adam; “Sen, şu ölüleri dirilten, hastalara şifalar bahşeden mucizelerin sahibi peygamber değil misin? der. “Belli olmuyor mu?” deyince;  Gözlerimden belli oluyor da ayaklarımdan henüz belli değil” der. Tebessüm eder. H.İsa(a.s) : “Sen hele bir ayağa kalmayım dene!” deyince silkinen kötürüm adam dimdik ayağa kalkar.

Ayakları üzerine dikilebildiğini anlayınca söylediği ilk sözü şu olur. “Ey Allah’ın Nebisi, sende ki bu mucizeler de ondan(Allah’dan) değil mi? Öyle ise izin ver de geç kalmayayım, O’na bir şükredeyim” diyerek hemen yere iner, başını secdeye koyarak: “Rabbim! Seni tanıyan bir kalple, şükreden bir dil nimetinin şükrünü etmekten acizken, şimdi gören bir çift gözle, yürüyen iki de ayak lütfettin. Artık bilemiyorum nasıl şükretmem gerekir bu eşsiz nimetler karşısında?”  Kaynak : Fazilet Takvimi 11/04/2005

18/11/2008

SALAVAT-I ŞERİFE GETİRMENİN FAYDALARI

                                                          

            Hz. Peygamber Efendimiz(s.a.v.) buyurdular ki:

            Bir gün bana Cenab-ı Hakk’ın dört büyük meleği Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail(aleyhimüsselam) geldiler.

            Cebrail (a.s) bana dedi ki: “Ya Rasulallah! Senin ümmetinden bir kimse sana günde on defa salavat okursa yarın kıyamet gününde ben onun elinden tutar, sıratı kuşlar gibi geçiririm.”

            Mikail (a.s) de dedi ki: “Ben o kula senin Kevser havuzundan kana kana içiririm.”

            İsrafil (a.s) de dedi ki: “Ya Rasulallah! O kulun affı için başımı secdeye koyarım, Allahü Teala onu affetmedikçe başımı secdeden kaldırmam.”

            Azrail (a.s) de dedi ki: “Ya Rasulallah! Sana günde on defa salavat edenin ruhunu Peygamberlerin ruhunu kabz eder gibi kabzederim.” dediler.

            Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Bu ne büyük lütuf ya Rabbi! Bu ne büyük ihsan Allah’ım!” buyurdular.

            Salavat-ı şerife getirmenin diğer faziletlerinden:

  1. Salavat, Allahü Teala’nın(mealen) “Allah ve melekleri Peygamber’e hep salat ederler. Ey iman edenler! Siz de ona çokça salat edin ve tam bir teslimiyetle selam verin” (Ahzab suresi, ayet 56) emrine itaattir.
  2. Salavat, günahların affedilmesine vesiledir.
  3. Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) yakın olmanın en güzel ve en kolay yoludur.
  4. Rasulullah (s.a.v), kendisine salat okuyana mukabelede bulunur.
  5. Her salat getirenin ismi Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) arz edilir.
  6. Salat-ü selam okuyan kimse, Allahü Teala ve Rasulü’nün muhabbetini diğer muhabbetlere  tercih etmiş olduğu için, onun ahlakıyla ahlaklanır.
  7. Allahü Teala’nın rahmetinin inmesine vesiledir.
  8. Salavat, unutulan şeyin hatırlanmasına sebep olur.
  9. Salavat duaların kabulüne vesiledir.
  10. Salavat, kıyametin o zor gününde arşın gölgesinde gölgelenmeye vesiledir.

6/11/2008

AKŞEMSEDDİN(K.S.) HAZRETLERİNİN NASİHATLERİNDEN

 

  • Ey Oğul! Her işe besmele ile başla.
  • Daima abdestli ve temiz ol.
  • Namazlarında tembellik etme. Kaza ve kaderin Haktan olduğunu bil. Sana ulaşan nimete şükret, belaya sabret; sakın Allahü Teala’ya isyan eyleme.
  • Kimseden incinerek sitem etme ve kimse de senden incinmesin. Kimsenin kalbini viran eylem(yıkma).
  • Kardeşine ulaşan nimete asla haset etme.
  • Kimseyi kötüleme, yalan ve iftiradan sakın. Kardeşinin kusurlarını görme.
  • Ananı ve babanı duadan ihmal etme. Senden büyük kimsenin önünden yürüme.
  • Yalnız sefere çıkma.
  • Çok uyumak hastalığa sebeptir.
  • Geceler uyanık ol(namaz ve zikirle meşgul ol), seher vakitlerinde Kur’an-ı Kerim oku. Gece, gündüz Allahü Teala’ya dua ve ilticada bulun.
  • Allahü Teala’ya daima hamd et, azabından kork. Hep salih kimselerle otur.
  • Dünya sultanlarının iltifatıyla sevinme. Dünyanın geçici sevinci  seni oyalamasın.
  • İhsan ve ikramın bol olsun, sadakayı ihmal etme.
  • Sırlarını ifşa eyleme.
  • Kendini başkalarına medh eyleme.
  • Bugünden yarının tasasını çekme.
  • Na-mahreme sakın bakma, gaflet verir.
  • Sofradan düşeni yemek, zenginliğe sebeptir.
  • Daima edepli ol; ikram ettiğine de mütevazi ol.
  • Dişini tırnağınla kurcalama.
  • Elbiseni üzerinde iken dikme.
  • Allahü Teala’ya isyandan sakın ki, hafızan ve zekan artsın.
  • Sahipsiz mala elini uzatma.
  • Ölümü aklından hiç çıkarma.

23/7/2008

YAKUP (A.S)’IN GÖZLERİ NİÇİN KAPANDI.

İslam tarihinden güzel bir misal.
   Küçük yaşta kaybettiği Yusuf(A.S) dan yıllar sonra haber getiren müjdeciye Yakup (A.S):
   “Yusuf’u hangi hal üzere bıraktın?” diye sordu. O da Yakup (A.S)’n bu sorusuna:
   “Mısır hazinelerinin Meliki olarak” cevabını verdi. Bunun üzerine Yakup (A.S):
   “Benim mülkçe bir arzumun olmadığını bilmiyor musunuz?” diye celallenince, Müjdeci:
   “Ceddi İbrahim(A.S)’ın dini TEVHİD üzere” deyince Yakup(A.S):
   “Nimet tamam oldu” diye sevincini açığa vurdu.
   Yusuf (A.S)’ın göndermiş olduğu gömleğini öperek gözlerine sürünce gözleri açıldı.
Daha sonra bir araya geldiklerinde Yusuf(A.S) babasına:
   “Ey babacığım! Gözlerini kaybedinceye kadar niçin bana ağladın? Kıyametin bizi bir araya getireceğini bilmez mi idin?” dedi. Bunun üzerine Yakup(A.S):
   “Evet biliyorum ama, dinin sender gider bu aramızda perde olur da ebediyen görüşemem, diye korktuğum için ağladım. Yoksa senin TEVHİD üzere olduğunu bilseydim bir damla bile göz yaşı dökmezdim.” dedi. Ruhul Beyan C.4 Sh.320, Tefsiri Kebir c.18 Sh.167, Eshab-ı Nüzül C.6 Sh.261


Yakup(A.S) tavrı ve hassasiyeti bizim için çok dikkat çekicidir. Çocuklarımızın dünyalıklarını düşünürken, ahiretlerini ihmal etmek en büyük cinayettir. Bu gün aramızdan ayrılan bir evladımızın dünyada bile hasretine dayanmak mümkün olmamaktadır. Her hangi bir bayram günü, bayram sofrasında yani en mesut ve neşeli zamanda bile hemen aramızda bulunmayanlar hatırlanır. Çocuğumuz yanımızda olmadan, en mesut zamanımıza bile keder bulaşır. Peki yarın ahirette kendisi Allah’ın Cennetine girip Cennet nimetleri içinde zevkü sefa sürerken çocuklarının kendilerinden ayrı Cehennem ateşinde yanmalarına hangi anne baba razı olabilir ve dayanabilir. O halde iş işten geçmeden bu hususta icap eden dikkati ve ihtimamı göstermeliyiz.”
Unutmayalım ki Hz.Ali(K.V)’nin  buyurduğu  gibi :
“Bugün çalışma var hesap yok, yarın hesap var, çalışma yok.”

18/7/2008

PEYGAMBERİMİZ(S.A.V) VE SÜNNET-İ SENİYYE

             Mahlukatın en şereflisi olan insanoğlunun yaratılış gayesi; Allah’ü Zül celali tanıyıp, ona kulluk etmektir. Rabbimiz kullarına olan engin merhametinden, onları yarattıktan sonra başı boş bırakmamış kendilerini Hakka davet eden Peygamberler gönderip onlara uymayı da bize emretmiştir.

 

            Peygamberlerin Hatemi (sonuncusu) olan Efendimiz(S.A.V) de, bizler için hükmü kıyamete kadar baki olan en son ve mükemmel dini ve hayat nizamını getirip tebliğ etmiştir. Ne mutlu bizlere ki Rabbimiz bizleri, O Rasül-ü Kibriya’ya Ümmet kılmıştır. Bu çok büyük bir nimet ve saadettir. Bizlere düşen, O’nun kıymetini bilerek layık olmaya çalışmaktır. Kıymeti bilinmeyen nimetin elden gitmesi mümkün olduğu gibi hesabını vermekte çok zordur.

 

            Rabbimiz bir Ayet-i Kerimesinde şöyle buyuruyor:

            “Habib'im sen; o benim kullarıma deki: Eğer siz Allah-ı seviyorsanız, (ki Allah-ı sevdiğinizi söylüyorsanız, Allah-ı sevmeyi istiyorsanız) bana tabi olun ki: Allah da sizi sevsin, günahlarınızı mağfiret etsin. Cenabı Allah ziyadesi ile mağfiret edici ve merhamet edicidir”. Al-i İmran Suresi, 31

 

                Bu Ayet-i Kerimede Rabbimiz ehli iman ve ehli itaat olan kullarına şöyle hitap etmektedir. Ey bana inanan, bana itaat eden, beni sevmek isteyen kullarım, sizler kalbinizde ilaha aşkın muhabbetin kaynamasını ve Allah’ın da sizleri sevmesini istiyorsanız, o halde yapacağınız şey açıktır, benim Habibime tabi olmaktır.

 

            Bu tebaıyyet, bağlılık ne kadar ileri derecede olursa Allah’ın o kişiye sevgisi ve muhabbeti de o kadar ileri derecede olacaktır. Bu durumda her halimizde, yaşantımızda, işimizde, gücümüzde, ibadetimizde ve İctima-i hayatımızda dikkat edeceğimiz en mühim husus Şer-i Şerife ve Sünnet-i Seniyyeye uygunluktur.

           

            İmamı Rabbani Hz.nin buyurduğu gibi; “Mahbub-u Rabbul alemin olan Rasulullah’a tabi olmakla insan mahbubiyet(yani Allah’ın sevdiği kul olma) mertebesine ulaşır, muhabbet rütbesine nail olur. Akıllı insan zahiren ve batınen tam gücü ile Hayrül Beşer(S.A.V)’e tabi olmaya gayret etmelidir. Vuslat yolu budur”. Mektubat C.1 41.Mektup

 

            Hal böyle olunca hepimiz için yaşantımızın her safhasında, bütün işlerimizde, programlarımızda, günlük yaşantımızda, içtimai münasebetlerimizde, aile içinde ve dışındaki işlerimizde, giyim  kuşamlarımızda, hulasa maddi ve manevi her şeyimizde  Efendimiz(S.A.V)’in Sünnet-i Seniyyesine sımsıkı bağlanmak mecburiyetindeyiz. Zaman zaman şartlar başka türlü zorlasa da, insanlar farklı şeyler söyleseler de bizim için Şer-i Şerife ve Sünneti Seniyyeye tabi olmaktan daha büyük ve daha mühim bir hedef olmamalıdır. Bu ne kadar zor olursa ecir ve sevabı da o kadar çok olacaktır. Çünkü Efendimizin de buyurduğu gibi:

            “Kim ki Ümmetimin fesada uğradığı(bozulduğu) bir devirde benim sünnetime(yoluma)  sımsıkı sarılırsa; o kişi için yüz şehit sevabı vardır”.

 

            İslam’ın yüce prensiplerine bağlanarak cemiyetimizin terakki ettiği parlak devirlerden bir misal:

            Osmanlı sultanı Kanuni, bir Macaristan seferi ordusu ile giderken, askerler güzergah üzerindeki bir bağın bazı bölümlerini yanlışlıkla ezerler. Ordu konakladığından bağı ezilen yaşlı kadın Sultanın huzuruna çıkar ve bağının ezilen yerlerinin ödenmesini ister. Kanuni, onu denemek için “Nine kimi kime, şikayet ediyorsun, benim askerimi bana mı şikayet ediyorsun, beni kime şikayet edersin” deyince o kadın gayet emin bir şekilde “Sultanım eğer zararım ödenmezse seni de Şeriata(dinin hükümlerine) ve onun sahibine şikayet ederim” der. Bu cevap karşısında Kanuni Sultan Süleyman çok hislenir ağlar ve o kadından özür diler, zararını da devlet bütçesinden değil, kendi cebinden fazlası ile öder.

               

                İşte böyle İslam’ın ihtişamlı zamanlarında hem fert olarak hem de cemiyet olarak yüce Dinimizin emir ve yasaklarına riayet etmek elbette çok daha kolaydı. Ancak insanların dinden uzaklaştığı, haramların Allah’a isyanın revaçta olduğu günümüz şartlarında ise dinin emirlerine sarılıp yasaklarından kaçınmak elbette çok daha zordur. Ancak işte bur zorluk çok büyük zuhuratları, ecir ve mükafatları da beraberinde getirmektedir. Efendimiz (S.A.V)’in, yaşayanlara çok büyük müjdeleri vardır. Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

 

            “Kötülükler insanlara galip geldiği zamanda bilhassa nefsini düşünerek uzlet et(kötülüklerden sakın) ve doğru yoldan ayrılan insanların halini terk et. Zira ileride muhakkak gelecek olan sabır günlerinde, sabreden kimse elinde ateş tutar gibi meşakkat duyar, o zaman salih amel işleyenler, sair zamanlarda salih amel işleyen elli kişinin ecrine nail olur”.

            Eshab-ı Kiram “Ya Rasulullah o elli kişi bizlerden mi onlardan mıdır?” dediler.

Efendimiz(S.A.V) “Sizlerden elli kişinin” buyurdu. İmam-ı Masum, Mektubat C.1 M.29

                Eshab-ı Kiramdan ellisinin sevabına nail olmak sıradan bir hadise değildir. O Eshab-ı Kiram ki Kur’an-ı Kerimde bizzat övülmüş, kıyamete kadar gelecek Müslümanların en büyükleri olma şerefine nail olmuşlar.

            Ama böyle zor günlerde Sünnet-i Seniyye’ye bağlanabilen müminlere çok büyük ve hususi bir iltimas vardır. Efendimiz(S.A.V) başka bir Hadis-i Şeriflerinde ise:

            “Sizi iki şarhoşluk(gaflet) kaplamıştır : Dünya hayatı ile geçim sevgisi(gafleti)

ve cehalete sebep olan şeyleri sevmek gafleti. Bu takdirde sizler iyiliği emredemez ve fenalıktan alıkoyamazsınız.(İşte böyle bir zamanda, böyle bir durumda iken) Kur’an ve Sünnete bağlanarak, emirleri yerine getiren Şer-i Şerif istikametinde devam ederek dinlerini ayakta tutanlar, Muhacir ve Ensar’dan ilk Hak , Muhacir ve Ensar’dan ilk Hak Yolunda yarışanlar, önde olanlar gibidir”. Ramız el Ehadis Sh.101

           

            Şah-ı Nakşibend(K.S.) Hz.leri :

            “Yolumuz ender bulunan yollardandır. Rasülullah(S.A.V)’in sünnetlerine tutunmaktan  başka bir şey değildir. Eshab-ı Kiramın takip ettiği yolu izlemekten başka gaye yoktur.”

 

            “Efendimizin sünnetine sarılmak en büyük ibadettir”. Altun Silsile Sh.216

 

            O halde yukarıdaki izahtan da anlaşılacağı gibi sevgili Peygamberimizin sünnetine sarılmaktan maksat, sadece ibadetlerde farz ve vacipten sonra gelen ve yapıldığında sevap olup; terkinde günah olmayan sünnetleri eda etmek değildir. Burada Sünnet-i Seniyye ifadesi ile kastettiğimiz şey: “Dinde takip edilen yol” demektir. Sünnet, Efendimiz(S.A.V)’in getirip tebliğ buyurduğu ve hayatı boyunca yaşadığı, bizlere talim ve tavsiye buyurduğu hayat nizamı ve başkaları yaptığında hoş gördüğü şeylerdir. İtikat, amel ahlak olarak ona tabi olmaktır.

 

            Nitekim Sevgili Peygamberimiz(S.A.V) Hadis-i Şeriflerinde;

            “Sizden biriniz kendi heva ve heveslerini, arzularını benim getirdiği Sünnetime tabi kılmadıkça iman etmiş sayılmaz” buyurmaktadır. Siratul İslam Şerhi Sh.101

Sünnetleri yerine getirmek Peygamberimiz(S.A.V)’in şefaatine sebep olur. O’nun şefaati olmadan hangimizin ameli kendisini kurtarabilir. Bizlerin yaptığı eksik noksan ibadetlerin kabulü bile o büyük şefaatçinin sayesinde olacaktır.

 

Sünnet Kur’an-ı Kerimden sonra dinimizin ikinci kaynağıdır. Sünnetin Kur’an-ı Kerimden sonra ikinci delil olduğu Kur’an-ı Kerimin ayetleriyle sabittir.

 

“Peygamber(A.S) size neyi verdiyse onu alın. Size neyi yasaklarsa ondan uzak durun”. Haşr Suresi Ayet 7

 

Kim Peygamber(A.S)’e itaat ederse; muhakkak Allah’a itaat etmiştir”. Nisa Suresi Ayet 80

 

            “O, kendiliğinden konuşmamaktadır. O’nun konuşması ancak indirilen bir vahiydir”. Necm Suresi 3-4

 

                Kur’an-ı Kerim her şeyi bütün teferruatıyla anlatmamış; onun tebliğini ve izahını Rasulullah Efendimiz(S.A.V)’e bırakmıştır. Kur’an-ı Kerimde bildirilen bazı emirlerin ifasını ise bizlere Efendimiz(S.A.V)’in sünnetleri öğretmiştir. Mesela Kur’an-ı Kerimin yaklaşık 80 yerinde namaz emredilmiş; ancak bunun nasıl kılınacağını bütün teferruatı ile Peygamberimiz(S.A.V) öğretmiştir. Zekatın eda ediliş şekli, yine sünnetle bilinmiştir.

 

            Sünneti dışlayıp sadece Kur’an-ı Kerimle, onun  da bazı ayetleriyle İslam’ı anlatmaya çalışıp, adına da yüce kitabımızın ismini kullanıp “Kur’an Müslümanlığı” diyerek insanları ifsat etmek, sapıtmak, yüce dinimiz İslamiyet’i köklerinden, temellerinden yıkma ve budama gayretinin, bu husustaki sinsi planların bir neticesidir.

 

*********************************************************************

 

            H. Ş. “Allah’ım! Senden yardım diler, senden hidayet ister, sana istiğfar eder,  sana tevbe eder, sana iman eder, sana tevekkül eder ve seni her türlü hayırla överiz. Sana Şükrederiz, nankörlük etmeyiz. Ve sana isyan edeni terk eder ondan uzaklaşırız.”

 

H.Ş. “Allah’ım! İşlediğim kusurların şerrinden sana sığınırım, bana ihsan ettiğin nimetini sana itiraf ederim, günahımı da itiraf ederim. Beni bağışla, çünkü senden başka hiç kimse günah bağışlayamaz.”

 

 

SALAT-Ü SELAM HER TÜRLÜ İHTİRAM EFENDİMİZ (S.A.V) ÜZERİNE OLSUN

 

AMİN

 

 

           

16/7/2008

TİMUR'A İNCİR GÖTÜRDÜ

Hoca merhum, bahçesinden bir sepet ayva toplamış Timur'un sarayına gidiyordu. Yolda bir ahbabı:

— Nereye böyle hoca efendi? diye sordu. Hoca:

— Timur'u ziyarete gidiyorum, dedi. Adam:

— Timur ayvayı sevmez. O en çok inciri sever, sen ona pazardan bir sepet incir götür, dedi.

Hoca merhum adamın dediğini yaptı. Bir sepet incirle Timurlenk'in huzuruna çıktı. Timur, hoca merhumun incirlerini beğenmişti. Birini yiyor, birini ise karşısında oturan hoca merhumun yüzüne çalıyordu. Timur'un bu hareketine kızmayan hoca merhum, ellerini her incir gelişinde yüzüne sürüyor ve: "

— Ya Rabbi şükürler olsun sana!, diye dua ediyordu. Timur bunun sebebini sordu. Hoca merhum:

— Sultanım, ben size ayva getiriyordum. Ya bir de onlarla gelseydim şimdi benim yüzüm ne hale gelirdi. Yolda bana sizin ayva yemediğinizi söylediler de değiştirdim. Ayva ile huzurunuza gelmediğime şükrediyorum, dedi.

16/7/2008

AĞA, BAŞINI EVDE BIRAKMASIN

Akşehir'in ağalarından hocanın bir ahbabı vardı. Bir gün Akşehir'e gittiği zaman onu da ziyaret etmek istedi. Ağanın konağına yaklaştığında onu pencereden başını çıkarmış etrafı seyreder gördü. Ağa da hocayı görmüştü. Onunla görüşmek ve evine almak istemediğinden başını içeri çekti. Hoca eve gelip kapıyı çaldığında kapıyı hizmetçi açtı.

Hoca merhum:

— Ağa ile görüşmek, sohbet etmek için geldim, dediğinde hizmetçi verilen talimat gereği:

— Ağa evde yok efendim. Geldiği zaman sizin geldiğinizi söylerim. Belki de sizinle görüşemediğine çok üzülecektir, dedi.

Hizmetçinin bu sözlerine hoca gülümseyerek şu cevabı verdi:

— Ağaya söyle de dışarı çıkarken bir daha başını evde unutmasın sakın!.

 

 

9/5/2008

OSMAN GAZİ’NİN OĞLUNA VASİYETİ

 

            “Ey oğul! Her işten önce din işlerine dikkat et. Zira farzlara dikkat, din ve devletin güçlenmesine sebeptir. Din hizmetlerini; dikkatli olmayan, itikadı bozuk ve doğru yoldan sapmış, büyük günahlardan kaçınmayana, helale-harama dikkat etmeyen sefihlere ve tecrübesiz kişilere bırakma!.. Zira yaratandan korkmayan, yaratandan hiç korkmaz. Büyük günahlara devam eden kimsede sadakat olmaz. Böyle kişilerin sadakati olsa ümmeti olduğu Peygamber-i Zişan’ın tebligatı üzere hareket ederdi.

 

            Zulümden, bid’adten sakın. Zulme ve bid’ate teşvik edenleri devletinden uzaklaştır. Çünkü böyleleri seni  ze va le  uğratmış olurlar. Beytü’l-mali koru. Devletin servetini çoğaltmaya çalış!.. Şer’-i şerif’in sana ait olanına kanaat et, ihtiyaçlarından ve gerekli olanlardan başka lüzumsuz yere telef etme, israftan kaçın.

 

            Askerinle, malınla gururlanma. Zira onlar Allah yolunda cihad, milletin işlerinin yerli yerinde görülmesi ve cihana adalet ve fazilet yayman için vasıtadırlar. Sadakatle ve Allah rızası için çalışan devlet erkanını koru!.. Vefatlarından sonra böyle kimselerin çoluk-çocuğuna bak, ihtiyaçlarını karşıla!.. Halkından hiç kimsenin malına tecavüz etme!.. Hak edenlere yardım elini uzat. Böylelerin yakınlarını sıkıntıdan kurtar…

 

            Asker erkanını iyi koru!.. Alimler, fazıllar, san’atkarlar, edipler; devletin bedeninin gücüdür. Bunlara iltifat ve ikramda bulun. Bir kemal sahibi işitince onunla yakınlık kur, dirlikler ver ve ihsan eyle!.. Hükümetinde ulema, fazıl kimseler, erbab-ı maarif çoğalsın, siyaset ve din işleri nizam bulsun!..

 

            Benden ibret al ki, bu diyarlara zayıf bir bey olarak gelip hak etmediğim halde bunca inayet-i Celile-i Rabbaniye’ye mazhar oldum. Sen de benim yolumdan git ve bu din-i Muhammedi’yi ve arkadaşlarını ve başka sana tabi olanları koru…

 

            Allahü Teala’nın kullarının hukukunu gözet!... Senden sonrakilere böyle nasihat etmekten geri durma. Adalet ve insafa riayet et. Zulmü kaldırmaya devam ile her işe teşebbüste Allah’ın yardımına güven….(Osmanlı Tarihi, Çamlıca Basım Yayın)

12/4/2008

SALAVAT-I ŞERİFE

 

            “Şüphesiz ki Allah’ü Teala ve melekleri O Peygamberi Zişana çok salat ve selam ederler. Ey iman edenler(Ne duruyorsunuz) Siz de ona sala-ü selam edin, tam bir teslimiyetle teslim olun” Ahzap Suresi Ayet 56.

 

            SALAT : Allah’tan rahmet, meleklerden istiğfar, mü’minlerden dua manasına gelir. Çok salavat-ı şerife okumak, okuyanın Peygamberi ile ünsiyet etmesine sebeptir. Kişinin Ümmeti Muhammed’ten olduğuna delalet eder ve Efendimize (S.A.V.) yaklaşmaya vesiledir. O kimsede Peygamber sevgisi olduğunu gösterir. Kişi sevdiğini çok anar.” Hadis-i Şerifi buna delildir.

 

            Efendimiz (S.A.V.) bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyuruyorlar.

            “Ey İman edenler! Kıyametin korku ve dehşetinden kurtulanlar bana çok salat-ü selam getirenlerdir. Zira Allah’ü Teala’nın rahmeti ve meleklerin salat-ü selam getirmesi bana kafidir. Ancak Allah’ü Teala sevap vermek için mü’minlere salat-ü selamı emretmiştir.” Deylemi

 

“Habibim! Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.” Ayetinin sırrına sahip olmakla onun hazinesi zaten Rahmeti ilahi ile doludur. Getirilen salavatı şerifler o, dolu hazinenin taşmasına vesile olur da birçok hayır ve bereket olarak tekrar sahibine avdet eder.(döner)

 

Sıddık-ı Ekber(R.A) Hz. Leri de :

            “Resulullah(S.A.V.) üzerine salavat-ı şerife getirmek, soğuk suyun ateşi söndürdüğü  gibi günahları yok eder.”buyurmuştur.  Ruhulbeyan C.7. Sh.224

 

                Sufyan-ı Sevri(R.A.) anlatıyor.

            “Beyt-i Şerif’i(Kabe’yi) tavaf ederken birini gördüm; devamlı salat-ü selam okuyordu.

-                     Neden tesbih ve tehlil ile meşgul olmuyorsun da devamlı salavat okuyorsun. Bir bildiğin mi var? Dedim. Bana :

-                     Allah (c.c) sana afiyet versin. Sen kimsin? Dedi. Kendimi bildirdim.

-                     Sen bu zamanın ulamasından olmasaydın, sana bu sırrı söylemezdim, dedi ve ilave etti:

-                     Babamla beraber Hac yolculuğuna çıkmıştık. Babam bir konakta hastalanıp öldü. Yüzü siyah bir hal aldı, gözleri dışarı fırladı, karnı şişti…… Ben ağlayarak “Biz Allah içiniz ve hepimiz O’na döneceğiz”(Bakara Suresi 158) mealindeki ayeti kerimeyi okudum ve “Babam gurbette şu acaip halde öldü.” dedim ve yüzüne bir perde çektim. O sırada üzerime bir ağırlık geldi, uyumuşum. Rüyada güzellikte benzeri bulunmayan bir zat gördüm.

-                     Ondan güzel bir yüz, o kadar temiz elbise ve ondaki kokudan daha güzel bir koku bilmem. O zat beni babamdan uzaklaştırdı, babamın yüzünden örtüyü kaldırdı ve yüzünü eliyle sığadı.

-                     Babamın yüzü bembeyaz oldu. Sonra karnını meshetti, karnı eski haline geldi. Sonra dönüp gitmek istedi. Önüne geçtim ve:

-                     Efendim siz kimsiniz? Bu gurbet diyarında ölen babama rahmet olarak sizi gönderen kimdir? Dedim. Buyurdu ki:

-                     Beni tanımadın mı? Ben, Muhammed Resullullah’ım. Senin babanın çok günahı vardı. Lakin benim üzerime çok salavat getirirdi. Getirmiş olduğu salavatlar bana gelip, kendisine yardım etmemi istediler. Ben dünyada benim üzerine çok salavat getirenlerin yardımcısıyım.”  Buyurdu. Uyandığımda gördüm ki, babamın yüzü ağarmış, karnının şişi inmiş ve babam eski haline dönmüştü. İşte ondan beri salavat-ı şerifeyi çok okurum, dedi.   R.Beyan C7 Sh:225

Okunan salavat-ı şerifler dua ve ibadetlerin kabulüne sebeptir. Efendimiz(S.A.V) buyuruyorlar ki:

“Bütün dualar bana salavat getirinceye kadar muallakta kalır” Beyhaki

“Hiçbir dua yoktur ki Allah’ü Teala ile arasında perde olmasın. Muhammed(A.S.) ve ali Muhammed üzerine salavat getirilirse perdeler kalkar ve dua icabet makamına ulaşır. Salavat getirilmezse o dua geri döner” R.Beyan C7 Sh:230

 

           Burada anlamamız gereken bir incelik vardır. Bizlerin günahkar ağızlarımızla yaptığımız dua ve ibadetlerimiz Cenabı Hakkın huzuruna arz edilmeye layık değildir. Ancak Allah’ımızın sevgilisi olan Efendimiz(S.A.V.)’in adıyla, onun eliyle gittiği zaman onun hürmetine Cenabı Hakkın muhabbeti ve rahmeti zuhur eder ve kabule şayan olur.  Dikkat edilirse, namazın sonunda tehıyyatta “Esselemü aleyke eyyühennebiyyü” diyerek Efendimiz (S.A.V.)’e selam  veriyoruz. Tehıyyattan sonra tekrar “salli ve barik” okuyoruz.  Namazların farzı veya son sünneti tamamlanınca müezzin “Ala Rasuline salavat” diyerek bizleri salavat-ı şerifeye teşvik ediyor.

 

            Efendimiz(S.A.V.) buyuruyorlar ki:

            “Günlerin en faziletlisi Cuma günüdür. O gün Hz. Adem yaratıldı. Kıyamet o günde kopar. Cuma günü bana fazla salavat getiriniz. Zira salavatlarınız bana arz olunur.” Büyük Salavat-ı Şerifeler ve Kerametleri(A.EROL)

 

                Özellikle Salatı Nariye, Münciye ve Fethiyeyi öğrenmeli ve çok okumalıyız. Salatı Münciye’nin kısaca manası şöyledir.

 

         “Allah’ım Efendimiz Hz. Muhammed(S.A.V.)’e ve Ehli Beytine sen Salat et, Rahmet et, Öyle bir Rahmet ki onunla bizi bütün afet ve korkulardan kurtar, Ve O Rahmetle bütün ihtiyaçlarımızı gider, Onunla bütün günahlarımızı temizle, O Rahmetin sayesinde. Senin indi ilahinde, nezdindeki derecelerin en ulvisine yücelt, Yine O Rahmet sebebiyle dünya ve ahirette bizleri bütün hayırların tamamına ulaştır, Muhakkak sen her şeye kadirsin.”

 

SALAT-Ü SELAM EFENDİMİZ(S.A.V.)

ÜZERİNE OLSUN.

 

 

 

 

 

28/3/2008

DÜNYA İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER

"Dünya mü'minin zindanı, kafirin cennetidir."(Müslim)

"Mes'ud o kimsedir ki, dünya onu terk etmeden, o dünyayı terk etmiştir."

"Arzusu ahiret olup ahiret için çalışan hakkında, Allahü Teala: "Ey Dünya! Bana hizmet edene hizmet et. Sana hizmet edeni kendine hizmetçi yap" buyurdu."


"Paraya, yiyeceğe tapan kimseye yazıklar olsun"

"Mal ve şöhret hırsının insana zararı, koyun sürüsüne giren iki aç kurdun zararından çoktur."


"Bir kulun kalbinde dünya muhabbeti olursa Allahü Teala onu üç bela ile belalandırır:
1- Tul-ü emel(uzun istekler)
2- Sonu olmayan fakirlik(ne kadar çoğalsa az görür)
3- Kurtulmak kaabil olmayan sıkıntılı dünya meşguliyeti."(Mihnet ve meşakkatten kurtulamaz.)(Ramuz 375/9)

"
Dünyayı terk et ki, Allahü Teala seni sevsin! İnsanları malına göz dikme ki, herkes seni sevsin!"

"Dünya için burada kalacağınız kadar, ahiret için de orada kalacağınız kadar çalışın."

"Dünyayı seven ahiretine, ahireti seven dünyasına zarar verir. Siz bakiyi faniye tercih ediniz."

"Dünya cazip bir yeşilliktir. Allahü Teala ne yapacağımızı görmek için sizi buraya getirdi."

"İsrailoğulları servet ve refaha kavuşunca elbise, güzel koku, çeşitli süs eşyası ve kedınlarla zevke daldılar."

"Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, dünyanın yanında şu koyun ölüsü kadar kıymeti yoktur. Eğer dünyanın Allah yanında sivri sinek kanadı kadar kıymeti olsaydı, ondan kafire bir içim su vermezdi."
(İbni Mace ve Hakim)

"İnsanlar üzerine bir zaman gelir, mescidlerde halka halinde toplanırlar, gayeleri dünya olur. Allah'ın onlara ihtiyacı yoktur. Onların aralarına girmeyin"(Ramuz 503/4) (Namaz ve orucu görünüşe göre kerkes eda edebilir.Lakin Peygamber Efendimiz:"Dinimizin devamı vera(haram ve şüphelilerden sakınmak) iledir." buyurdu.   

"Dünya mü'mine mal olmaz. Zira dünya mü'minin imtihan yeri ve zindanıdır."(Ramuz 206/4)

"Kişiye, her canının istediğini yemek israf olarak yeter"

"İlmi kemale erdiği halde dünyaya rağbetten uzaklaşmayanın ilmi, kendisini ancak Allahü teala'dan uzaklaştırır."

......."İşte Allahü Teala, dünyanın sonunu ademoğlunun yediği yemeğin sonuna benzetmiştir."(Ahmed ve Tirmizi)

"Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi; güzel koku, kadın(ın hukukunu korumak) ve gözümün nuru namaz"

.........."Helalin hesabı, haramın azabı var"

"Helalinden olan dünyalığı, üstünlük ve övünmek için toplayanlar, kıyamet günü Allahü Teala'yı kendilerine gazaplı bulacaklar. Lakin ihtiyacını te'min edip başkasına muhtaç olamayarak, nefsini korumak için kazananlar kıyamet günü yüzleri ayın on dördü gibi parlayarak mahşer yerine gelecekler."

 

"Şükrü eda edilen az mal, teşekküründen aciz kalınan çok maldan hayırlıdır.

"Rızkın hayırlısı kafi, zikrin hayırlı hafi(gizli) olandır."(Sad bin Ebi Vakkas R.A.)
*****************************************************

ALDANMA DÜNYAYA FANİ CİHANDIR BU,
KENDİ AŞİKAR ATEŞİ GİZLİ KÜLHANDIR BU,
GİDEN GELMEZ İKİ KAPILI HANDIR BU,
İNFAFI TERKEYLEME MAKAMI İMTİHANDIR BU


******************************************************
Hadis-i Şerifler ve dörtlük Ankara Fazilet Yayınevinin Dünya Risalesinden alınmıştır.

GÜNÜN HADİS-İ ŞERİFİ

 

Arkadaşlarım

Tavsiye Siteler

Blogcu ile yapıldı
www.ihya.org
Popüler Siteler PageRank
www.ihya.org
islami Siteler islamiHit.com Toplist100