Google
« Önceki | Sonraki »

22/3/2008

HOCA VE ALTINLAR

Hoca merhum, her akşam yatarken:
- Ya Rabbi! Yüz altın isterim.. Doksandokuz olursa almam, derdi.
Hocanın bir de yahudi komşusu vardı. Her akşam hoca komşunun bu şekil
dua ettiğini duyunca denemeye karar verdi. Bir akşam yine hoca merhum
duasını bitirip sonunda da:
- Ya Rabbi! 100 altın isterim, 99 olursa almam, demeye başlayınca daha
evvel damın başına çıkan yahudi bacadan aşağı altınları teker teker atmaya
başladı. Hoca efendi hemen ocağın başına koştu ve gelen altınları almaya
başladı. Hoca 100 altın istiyordu ama, altınların sonu 99 olunca kesildi.
Daha evvel:
— 99 olursa almam, diyen hoca:
— 99'u veren Allah 100'ü de verir, aza şükretmeyen çoğu bulamaz, dedi
ve altınları keseye doldurdu.
Hocaya altınları döken yahudi sabırsızlıkla sabahın olmasını beklemeye
başladı. Sabah oldu, yahudi alelacele hocanın kapısını çaldı ve:
— Hocam akşam altınları bacadan ben atmıştım. Bir şaka yapayım, dedim.
Bakalım hoca efendi sahiden almayacak mı diye denemek istemiştim, falan
diyerek altınları geri istedi.
Hoca merhum:
— Ne münasebet canım! Sen bana Allah tarafından altın atıldığını
duydun ve hemen açıkgözlük yapmak istiyorsun. Ben senden altın falan
istemedim, ben Allah'tan istedim, O da verdi, deyince yahudi ne yapacağını
şaşırdı, doğru kadıya varıp hoca merhumu şikâyet etti.
Nasreddin hocaya gelip:
— Mahkemeye gideceğiz, deyince, hoca:
— Giderim ama, altıma bir at, sırtıma bir kürk isterim, dedi. Yahudi
çaresiz bunları kabullenip bir at bir de kürk aldı hocaya...
Beraber kadının huzuruna çıktılar. Yahudi derdini anlattı:
— Benim paralarımı vermiyor, dedi. Kadı hoca merhuma sordu:
— Ne diyeceksin bu iddialar karşısında? diye. Hoca merhum:
— Kadı efendi, bu adam yalancının tekidir. Bana para falan vermedi. Bu
adam korkuyorum biraz sonra dışardaki ata bile «Benimdir!» diyecektir,
dedi.
Yâhudinîn gözleri bir karış açık:
— Evet, kadı efendi. Dışardaki at da aslında benim, dedi. Hoca merhum:

— Görüyorsun değil mi kadı efendi? Ben ne dedim, korkarım şu
sırtımdaki kürke bile sahip çıkabilir, «O da benimdir» diyebilir. Bu adam
bu kadar yalancı ve düzenbazdır, dedi. Yahudi heyecanla:
— O da benim kadı efendi. Ben verdim buraya gelirken onu, dedi. Hoca
Merhum:
— Ben demedim mi Kadı efendi, dedi. Kadı yahudinin haksızlığına
hükmetti. Yahudi mahkemeden eli boş döndü tabii. İkisi bir yola çıkıp
gitmeye başladılar. Hoca atta, yahudi yürüyor.
Hoca merhumun oyunu burada sona ermişti:
Al atını, kürkünü ve paralarını. Ben senin malına sahip olacak
değilim. Fakat bundan sonra sakın kendini Allah yerine koyayım deme,
diyerek adama biraz da akıl verdi.

22/3/2008

Şunu baştan söylesene

Nasreddin Hoca tarlasında çalışırken oradan geçmekte olan birisi sormuş:
"Bey Amca! Falan köye kaç saatte gidebilirim?" Hoca, bu soruya herhangi bir cevap vermemiş. Adam aynı soruyu üç kere tekrarlamış; ama herhangi bir cevap alamayınca yoluna devam etmiş. Biraz yürüdükten sonra arkadan Hocanın:
"Evlat, gel!" dediğini işitmiş. Adam gelince de Hoca soruyu şu şekilde cevaplandırmış:
"Sen tam üç saatte oraya varırsın," demiş. Adam sinirli bir şekilde
"Be bey amca! Madem biliyordun, şunu baştan söylesene," deyince, Nasreddin Hoca şöyle savunmuş kendisini:
"İyi de, ben senin nasıl yürüdüğünü nereden bilebilirim ki."

30/1/2008

TELKİN(Hoca ve Ölen Kaymakam)

Hoca Merhum Sivrihisar'da hatip iken kaymakam'la aralarında kavga çıkar. Bir müddet sonra da kaymakam ölür. Hoca'ya:

— Hoca Efendi kaymakam öldü, telkinini siz verseniz, derler. Hoca şöyle cevap verir:

— Siz ona telkin verecek bir başkasını bulun, zira benimle kavgalıdır, söylediğimi dinlemez.

29/1/2008

AYYAŞLARI KOVDURTMADI!.

            Kilis’te bir eski dergah… Bu dergahın son şeyhi muhterem ve mübarek bir mürşidmiş. Bir gün talebeleri dergahın duvarı dibinde kafa çeken sarhoşları şikayet etmişler: “Bu ayyaş adamlar dergahın duvarına dayanıp her akşam içiyorlar. Müsaade ederseniz bu akşam hepsini kovacağız. Çekip gitmezlerse pataklayıp buradan atacağız!” Gerçek bir mürşid olan şeyh efendi Olmaz!” demiş. “Asla olmaz!” “Niçin?” der gibi bakmışlar şeyh efendiye ve ondan şu muhteşem cevabı almışlar: “Evladım! Ne kovması, ne uzaklaştırması? Elimden gelse onları duvarın bu tarafına, yani içeriye alacağım. Bizim vazifemiz kaçırmak değil; çekmek, çağırmaktır. Kaybetmeye değil, kazanmaya memuruz!”

 ************************************************************************

Kolay olanı herkes yapar. Önemli olan zoru başarmaktır.

29/1/2008

BÜYÜKLERİN NAMAZI

 

         Hz. Ali (k.v.) namaza duracağı vakit benzi sararır ve vücudu titrerdi.

            “Size ne oluyor. Ya Emire’l-Mü’minin?”  diye sorduklarında:

 

            Allahü Teala’nın, yerlere, dağlara ve göklere arz edip de onların kabulünden kaçındıkları ve benim boynuma aldığım ilahi emaneti teslim zamanı gelmiştir, naıl korkmamayım?” diye cevap verirdi.

 

            Abdest alırken rengi solardı. Bunun sebebini sorduklarında:

 

            “Kimin huzuruna çıkmak için hazırlandığımı bilmiyor musunuz?” diye cevap verirdi.

 

            Hatem-i Esam (r.a.)’a namazından sorulduğunda :

           

            “Vakit yaklaşınca güzelce abdestimi alır, namaz kılacağım yere gider, orada oturur, kendimi maddi ve manevi olarak hazırlar, aklımı başıma alır, sonra namaz için ayağa kalkarım. Kabe’yi iki kaşım arasına, Sırat’ı ayaklarımın altına, cenneti sağıma, cehennemi soluma alır, Azrail’i arkamda ve bu namazı son namazım diye kabul eder, korku ve ümit ile Rabbü’l-alemin’in huzurunda durur, tahkik ile tekbir alır, ağır ağır ve manasını düşünerek Kur’an okurum, tevazu ile rüku eder, huşu ile secdeye kapanırım. Sağ ayağımı diker, sol ayağımı yatırır, üzerine otururum. Namazımı ihlas ile kılarım. Ondan sonra da yine kabul olup olmadığını bilemem.” diye cevap vermiştir.

 

26/1/2008

ALLAH RASULÜ (S.A.V.) 'in AHLAKI VASIFLARI


Ayet-i kerimeler, hadis-i şerifler ve İslâm büyüklerinin mübârek sözlerinin ışığında,
Yüce Rasûlullah (s.a.s.)'ın ahlâkî vasıflarını özetlemeye çalışalım :
* Rasulullah (s.a.s.) güler yüzlü, tatlı sözlüydü,
* Kimseye fena söylemez, kimsenin sözünü kesmezdi,
* Sert değildi, yumuşak idi,
* Edep ve hayâ âbidesiydi,
* İnsan severdi, Dosttu,
* Çok mütevâzi idi. Vâkurdu.
* Boş ve lüzumsuz konuşmazdı.
* Karşısındakini candan dinlerdi.
* Çocukları çok sever ve okşardı. Bir hadisi şeriflerinde şöyle buyururlar : "Büyüklerimize hürmet etmeyen, küçüklerimize merhamet etmeyen bizden
(kâmil ümmetimizden) değildir"[1]
* Fazilet sahiplerine saygı gösterirdi.
* Akrabasını ve komşusunu hatırdan çıkarmaz, onlara ikrâmdâ bulunurdu. Fakat onları kendilerinden üstün, faziletli olanlara tercih etmezdi.
* Cömertti, şefkatliydi,
* Sözünde mutlaka dururdu.
* Dinlemesini, söylemekten fazla severdi,
* Nefsine hâkimdi,
* Beyaz giymeyi tavsiye ederlerdi,
* Namazı noksansız kıldıranların en hafif kıldıranıydı.
* Güleceği zaman mübarek elini, mübarek ağzının üzerine koyardı.
* Kahkaha ile gülmez, fakat daima mütebessim bulunurdu.
* Verilen müjdeler şükrederdi,
* Uyurken mübârek sağ elini, mübârek yanağının altına koyardı.
* Herkesin isteğini mümkün olan ölçüde, yerine getirirdi.
* Eli çok açıktı, cömertliği deryadan farksızdı,
* İlim, hikmet çağlayanı, sabır timsaliydi,
* Atılgandı, tehlikeden korkmazdı, heybetliydi.
* Gelmiş ve gelecek insanların en cesur ve en kahramanı, en kuvvetlisiydi.
* Hanımlarına karşı insanların en yumuşağı ve ikrâmlısıydı. Onlara karşı daima tebessümlüydü,
* Ne yer, ne içerse hizmetçisine de aynısını verirdi, Vefat ederken son anlarında dahi : "Elinizin altındakilere (hizmetçi ve işçilere) iyi davranmamızı, onların haklarını gözetmemizi ve namaza dikkat etmemizi" tavsiye buyurmuştu.[2]
* Sofradan daima doymadan, yarı aç kalkardı.
* Temizliğe son derece ehemmiyet verir ve riâyet ederdi,
* Özel işlerini kendisi yapardı. Döşeği içi hurma lifi dolu deridendi.
* Dünya malına asla rağbet göstermezdi, Bir gün yanında dünyalıktan bahsettiler, Buyurdu ki : "İşitmiyor musunuz? Sâde hayat imandandır"'
* Ekseri yediği arpa ekmeği ve hurmaydı, Allah'ın huzuruna kavuştuğu vakit, evinde az bir arpadan başka yiyecek maddesi bulunmamıştı.[3]
* Kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdı,
* Çok adildi.
* Sosyal adaleti ve kardeşlik hukukunu en güzel o uyguladı.
* Çalışmaya, ilim ve irfana, icad ve keşiflere teşvik etmiştir.
* Daima Hakk'ın ve haklının yılmaz savunucusuydu.
* Zulüm ve sömürünün amansız düşmanıydı.
* İnsanların faydası için, kendi rahatını terk ederdi,
* İnsanlara madde ve mevkisine göre değil, takvâ ve ahlâkına göre değer verirdi.
* İlim-irfan âdab-erkân şiârıydı.
* Hayatı iman ve cihad olarak görmüştür,
* Cahil bir toplumu, dünyanın en insâni, en müreffeh devleti haline getirmiştir, O'nun tebliğ ettiği İslam Nizamı'nı hayatlarına gerçek mânasıyla tatbik eden cemiyetler, yine aynı şekilde dünyanın ve insanlığın efendisi olurlar,
* Modern medeniyetin öncüsü ve insanlığın manevi mimarıdır.
* İlk defa insan haklarını tam manâsıyla o açıklamış ve bunu tatbik etmiştir.

Rasulullah (s.a.s.) her yönden örnek alınacak en mükemmel insandır, Her müslümanın O'nu en güzel şekilde öğrenip tanıması; Onun yüce ahlâkını yaşamaya ve yaşatmaya çalışması lazımdır, Çünkü O'nun ahlâkı, Kur'ân ahlâkı idi. Hz. Âişe (r,anha) Validemize, Sahabeler Rasulullah'ın (s.a.s.) ahlâkını sordular. Buyurdu ki : "Siz Kur'ân okumuyor musunuz Allah Rasulü (s.a.s.)'nün ahlakı Kur'an idi"[4]
Şair Nabi şöyle diyor :
"Çalış, ehl-i kemâl ol, uyma her nâdân-ı gümraha, Baş eğ, el bağla, sonra gel Huzuru Hazreti Şâh'a."
Rasulullah (s.a.s.) Efendimizin çok yapmış olduğu dualarından biri şudur :
“Allah'ım: Fayda vermeyen ilimden, kabul olmayan amelden, müstecâb olmayan duadan sana sığınırım".
Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Ey mü'min, sende şu dört şey bulunursa dünyada kaybettiğin (elde edemediğin) şeylere üzülme:
Doğruluk ve sadakat, emanetlere riayet, güzel huy ve yüksek ahlâk, meşru çalışıp helalden kazanmak"[5]
Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi Peygamber Efendimize ve O'nu örnek edinenlerin üzerine olsun.

--------------------------------------------------------------------------------
[1] Et-Tac, C. 5
[2] 500 Hadis,N. Bilmen Sh. 179
[3] Sünen-i İbni Mâce, Bâbu'z-Zühd, C. 10
[4] Sahih-i Müslim, Müsafirin, 139
[5] Terğib ve Terhib, C. 4, Sh: 26

25/1/2008

HAKİKİ NAMAZ KILANLAR

Harun Reşid bir Ramazan günü Behlül'e tembih etti:

- Akşam namazında camiye git, namaza gelen herkesi iftara davet et.

Akşam oldu, namaz kılındı, namazdan sonra Behlül 5-10 kişilik bir grupla çıka geldi. Harun Reşid şaşırdı:

- Behlül bunlar kim? Ben sana namaza gelen herkesi saraya iftara çağır diye tembih etmedim mi? Sen o kadar cemaatin arasından bir sofralık bile adam getirmemişsin..

- Efendimiz, siz bana camiye gelenleri değil, namaza gelenleri iftara çağır dediniz. Namazdan sonra bendeniz cami kapısında durdum, çıkan herkese hocanın namaz kıldırırken hangi sureyi okuduğunu sordum. Onu da yalnız bu getirdiğim kişiler bildi. Camiye gelen çoktu ama namaza gelen demek ki yalnız bunlarmış.

http://hikaye.ihya.org/kissadanhisseler.php?t2=oku&an=&sn=1561#ihya-1561

25/1/2008

BESMELENİN FAZİLETİ

Ali Efendi adında bir kuyumcu her işini besmeleyle yapardı: Komşusu kuyumcu bir Yahudi bir gün “Bu söylediğin nedir kuzum?” diye sorduğunda “Bu benim bekçimdir, her şeyimi korur!” der. Yahudi aklı sıra Müslüman komşusunu yalancı çıkarmak kastıyla bir öğle vakti Ali Efendi’ye gelerek kıymetli bir yüzüğünü saklamasını ister. Ali Efendi “Bismillahirrahmanirrahım” der ve yüzüğü besmeleyle kasasına koyup yine besmeleyle kasayı kapatır. Ali Efendi’nin ardından Yahudi, komşunun dükkanına girer ve bir fırsatını bulup yüzüğü kasadan alarak denize atar. Evine varan Ali Efendi’ye hanımı biraz balık almasını söyler. Ali Efendi taze tutulan balıklardan alır. Hanımı ayıklarken balığın içinden yüzük çıkar. Yüzüğü gören Ali Efendi tanır ve “Hanım! Allah bugün herhalde bir Yahudi’yi Müslüman edecek!” der, gidip yüzüğü tekrar besmeleyle kasaya koyar. Az sonra gelen Yahudi yüzüğünü ister. Ali Efendi besmeleyle yüzüğü verince bu durumu gören Yahudi baygınlık geçirir, kendine geldiğinde “Eşhedü ella ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Abduhü ve Resuluh” deyip Müslüman olur.

25/1/2008

TAŞI KENARA KOYMAK VE SONUCU(ALLAH'IN(c.c) KEREM'İ)

EBÛ HAFS HADDÂD EN-NİŞÂBÛRÎ

Onun tövbesi ve büyüklerin yoluna giriş hâli şöyle anlatılır: Bir câriyeyi sevmişti, ona kavuşmayı çok arzu ediyor ve bunun çârelerini araştırıyordu. Yakınları kendisine şöyle bir yol gösterdiler: "Senin derdine devâ bulacak yahûdî bir büyücü var, onun yanına git!" dediler. Ebû Hafs vakit geçirmeden büyücüye gitti. Durumunu anlattı yardım istedi. Efsuncu yahûdî ona; "İyiliği terkedeceksin, kırk gün gece ve gündüz namaz kılmayacaksın, hayırlı iş ve hak bildiğin şeylerin yanına varmayacaksın. Ancak o zaman murâdına kavuşturabilirim." dedi. Ebû Hafs, büyücünün dediği şeyleri yaptı. Kırk günün bitiminde, büyücü, Ebû Hafs'a sihir yaptı. Fakat Ebû Hafs murâdına nâil olamadı. Bunun üzerine yahûdî; "Sen mutlaka iyi bir iş ve harekette bulunmuşsun, hayır yapmışsın. Yoksa sihir tutardı. Yaptığın iyiliği hatırlamaya çalış!" dedi. Ebû Hafs; "Şu yaptığım iş hâriç, hiç bir güzel niyet ve hayrımı hatırlamıyorum. O da, giderken kimsenin ayağı takılıp düşmesin diye yoldaki bir taşı alıp kenara koymamdır." buyurdu. Yahûdî; "Sen, kırk gün O'nun emrini yerine getirmeyip hükmünü terk ettiğin halde O seni terketmedi. Sen Allahü teâlâ gibi, kerem sâhibini nerede bulacaksın. Öyleyse O'na dön ve başka şeyleri bırak." dedi. Bu sözler Ebû Hafs'ın içine ateş düşürüp her tarafını sardı ve dayanamaz hâle geldi. Oracıkta tövbe etti. Yahûdî de müslüman oldu.

14/1/2008

NİYET VE SONUÇLARI

PADİŞAHIN İŞİ NE?

Sultan Murad Han o gün bir hoş"tur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil.
Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:
- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?
-- Akşam garip bir rüya gördüm.
- Hayırdır inşallah?..
-- Hayır mı şer mi öğreneceğiz.
- Nasıl yani?
-- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.
Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki, padişah hâlâ gördügü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt'a çıkar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha birdikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar;
-- Kimdir bu?
Ahali:
- Aman hocam hiç bulaşma, derler. Ayyaşın meyhusun biri işte!..
-- Nerden biliyorsunuz?
- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz... Bir başkası tafsilata girer;
- Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar çarşısı'nda çalışır. Nalının hasını yapar... Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine.. Hele yaşlının biri çok öfkelidir.
- isterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu?.. Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tedbili kiyafet mollalar kalırlar mı ortada!..
Tam vezir de toparlanıyordur ki, padişah keser yolunu :
-- Nereye?
- Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.
-- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir sey diyemem...
Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebamızdır. Defini tamamlamak gerek.
- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.
-- Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.
- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?
-- Mollalığa devam... Naaşı kaldırmalıyız en azından.
- Aman efendim, nasıl kaldırırız?
-- Basbayağı kaldırırız işte.
- Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması, paklanması var. Tekfini, telkini...
-- Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane bulmalıyız.
- Şurada bir mahalle mescidi var ama...
-- Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?
- Ne bileyim, Ayasofya'dan, Süleymaniye'den, en azından Fatih Camii'nden...
-- Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii'ni iyi dedin. Hadi yüklenelim... Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa... Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki, naaş; ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında. Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de keza... Mechul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardır daha... Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.
- Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba...
-- Nasıl yani?..
- Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?..
-- Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim. Vezir, cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.
- Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun. Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar... Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından...
- Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir... Bizim efendi bir âlemdi, vesselam... Akşamlara kadar nalın yapar... Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!..
-- Niye?
- Ümmeti Muhammed içmesin diye...
-- Hayret...
- Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi. Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek... O çeker gider, ben menkîbeler anlatırdım onlara... Mızraklı ilmihal. Hucceti islam okurdum...
-- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki...
- Milletin ne sandığı umrunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe'yi görmeli...
-- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?
- işte bu yüzden Nişancı'ya, Sofular'a uzanırdı ya... Hatta bir gün; Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek. inan cenazen kalacak ortada...
-- Doğru, öyle ya?..
- Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. iş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?
-- Peki o ne dedi?
- Önce uzun uzun güldü, sonra;
- Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padişahın işi ne?

GÜNÜN HADİS-İ ŞERİFİ

 

Arkadaşlarım

Tavsiye Siteler

Blogcu ile yapıldı
www.ihya.org
Popüler Siteler PageRank
www.ihya.org
islami Siteler islamiHit.com Toplist100